Makaleler

Yürütücü işlevler belirli bir amaca ulaşmak için ihtiyaç duyulan becerilerin tümü olarak tanımlana bilir. Bu amaç matematik sınavına hazırlanmak da olabilir, servise zamanında yetişmek de. Yürütücü işlevleri bir şemsiye olarak düşünürsek bu şemsiyenin altında bireyin bilişsel ve duygusal süreçlerini kontrol etmesini sağlayan 9 farklı alan/beceri bulunmaktadır;

1)Çocuklar tatillerini beden ve ruh sağlıklarını dinlendirerek geçirebiliyorlar mı?
2)Çoğunluk televizyon izleyen ve bilgisayar oyunu oynayan ailelerin çocuklarına önerileriniz neler?
3)Bir uzman olarak, çocukların tatil kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evliliğin ardından en yakınlardan başlayıp, ofisteki arkadaşların bile sorduğu soru kaçınılmazdır: Bebek ne zaman? Oysa ki bazen çiftler çok da isteseler bebek sahibi olmaları için tıbbi müdahaleler gerekebilir. İşin fiziksel ve beden sağlığı ile ilgili kısmının yanında bu zorlu yolun psikolojik yansımaları da mutlaka değerlendirilmelidir.

Tuvalet eğitimi çocuk gelişimdeki en önemli basamaklardan biridir. Bebeklikten çocukluğa geçiş olarak kabul edilebilir. Her anne-baba bebeklerinin bir an önce bezden kurtulup tuvaleti kullanması için sabırsızlanır. Hatta bu becerinin daha çabuk kazanılması anne-babalık becerisinin göstergesi gibi algılanır. Aslında tuvalet eğitimi çocuğun fiziksel bir ihtiyacı üzerinde kendi kontrolünün kazanabilmesidir.

Ders çalışma öğrenme sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle ders çalışmak için gerekli becerilerin uygulanması kadar çalışma ortamının özelliklerin de öğrenme için uygun olması önem taşır. Ders çalışmak için en uygun ortam gürültü ve dikkat dağıtan etkenlerden uzak, üzerinde gereksiz eşyaların (küçük oyuncaklar ya da süs eşyaları vb) bulunmadığı, iyi aydınlatılmış bir çalışma köşesidir.

Anne babalar olarak bizler, çocuğumuzun basketbol takımına seçilmesinden gurur duyar, yaptığı resimleri duvarlarımıza asar veya bir müzik aleti çalabilmeleri için ders aldırırız. Aslında hepimiz isteriz ki, çocuklarımızın hayatlarında spor, müzik ve resim olsun, bu etkinliklerin sunduğu fırsatlardan çocuklarımız yararlansınlar. Çocukların resim, müzik veya sporla ilgilenmeleri onlara birçok fayda sağlar.

5 - 6 Yaş: Okul öncesi dönemden okul dönemine geçiş yapan bu yaş çocukları artık yavaş yavaş kendi ayakları üzerinde durmaya başlamışlardır. Yuva ve ana hazırlık sınıfı derken ilkokul birinci sınıfa başlayan çocukların dünyasında artık sadece ailesi yoktur. Dış dünyaya ait beceri ve sorumlulukları kazanmaya hazır duruma gelmişlerdir. Artık kendi başlarına giyinip soyuna bilirler. Belki hala bu becerileri anne babanın beklediği kadar çabuk değildir.

Her anne-baba için çocuklarının sahip olmasını istedikleri özelliklerin başında özgüven gelir aslında. "Akıllı, başarılı, popüler, sorumluluk sahibi, çalışkan vs. olsun ama asıl kendine güveni olsun" çünkü hayatta kendine güvenen bireyler başarılı ve mutlu olmak için bir adım önde yerlerini alırlar.

Özel günlerin sayısı giderek artıyor. Öylesine kısa bir zihin yoklamasından çıkan sonuçlar oldukça zengin. Doğum günleri, sevgililer günü, yılbaşları, anneler, babalar, öğretmenler günü. Tabii bunlara bayramları da eklemek gerekli.

Oyun deyince biz yetişkinlerin aklına boş zamanı geçirmek için yapılan keyifli etkinlikler gelir. Aslında çocuklar için oyun doğdukları andan itibaren temel bir ihtiyaçtır. Gelişmenin, öğrenmenin yani hayatın ta kendisidir. Oyun, çocuğun temel iletişim dilidir. Çünkü konuşmayı öğrenmeden çok daha önce, bebekler oyun oynarlar.

Anne-baba olmanın en zor tarafı doğumdan itibaren çocukları için en iyi olana karar vermeye, onların gelişimlerini destekleyecek en doğru seçimleri yapmaya çalışmak olsa gerek. Çocuklar yaşamların ilk günlerinde itibaren anne-babalarının rehberliğine, desteğine, önerilerine ihtiyaç duyarlar. İlk yıllardaki birebir muhtaç olma durumu çocuğun becerilerinin gelişmesi ile ilerleyen yıllarda azalır ya da belki şekil değiştirir demek daha doğru olur. Çocuk artık anne-babasının ona yemek yedirmesine ihtiyaç duymasa da hayat ile ilgili birçok farklı beceriyi öğretmesine gereksinim duymaya devam eder.

Kardeşler arasındaki bağ oldukça karmaşıktır. Birbirine aile bağı ile bağlı olan, birbirini çok seven ancak gelişim dönemleri yakın olduğundan özellikle de anne ve babayı paylaşamamaktan doğan kavgaların daha sık olduğu bir ilişkidir kardeş ilişkisi. Zaman geçtikçe ve çocuklar büyüyüp yetişkinliğe ulaştıkça çoğu zaman yaşananlar aile içinde bir tebessüm ile anılır. Kardeşler arasında olan ilişki ve yaşanan kavgalar için yapılabilecekler hakkında sıklıkla yazılara yer verilmektedir, ancak ‘özel çocukların kardeşleri ' hakkında daha az bilgiye ulaşabiliyoruz. Bu nedenle, ‘özel çocukların' kardeşleri hakkında bir yazıya yer verdik.

Bayramlar eski coşkusu kalmamış olsa da hala toplumuzda önemini koruyan zamanlar... Yetişkinler için akrabaların ziyaret edildiği, aile büyüklerinin hatırlandığı, uzak, yakın arkadaşlarla bir araya gelinen bayram vakitleri; çocuklar için ise ayrı bir heyecan ve mutluluk anlamı taşıyor. Yeni kıyafetlerin alınması, bol bol şeker, tatlı yemek, büyüklerin elini öpüp, bayramların çocuklar için vazgeçilmezi olan "bayram harçlığı " toplamak çocuklar için bayramı daha bir anlamlı ve heyecanlı kılıyor.

Aile çoğumuzun içine doğduğu ilk sosyal ortam; bu ortamda tanıştığımız kişiler de ilk ilişki kurduğumuz anne, baba ve kardeşlerimizdir. Genel ortalamaya bakarsak da, bizi ölümle ilk terk eden anne ve babamız olduğundan, en çok birlikte hayat sürdürdüğümüz aile üyeleri kardeşlerimizdir. Kardeşlerden bir tanesinin kronik hastalığa sahip olması bu ilk ilişkilerin değişik bir biçimde gelişmesine neden olmaktadır.

Korku, üzülmek,sevinmek, kızmak gibi doğal bir duygudur. Korku tehlike yaratan bir durum karşısınd devreye giren bir savunma mekanizmasıdır.

Çocuklar kitapla okumayı öğrenmeden çok önce tanışırlar ya da tanışmalıdırlar. Kitapların çocukların bilişsel, dil sosyal ve duygusal gelişimleri üzerinde tartışılmaz bir etkisi vardır.

Çocuğunuzun gelişim özelliklerini ve dönemlere ait değişimleri takip edin. Hangi yaşlarda hangi özellikleri sergileyeceği hakkında fikir sahibi olmak, hem sizi şaşırtmayacak hem de uygun anlarda uygun yaklaşımlarda bulunmanızı sağlayacaktır.

Soru: Bir çocuk icin en önemli ödül nedir?

3‐6 Yaş Dönemi: Çocuğun Bireyselleşme ve Anne -Babadan Ayrışma Dönemi

Okul öncesi dönem, özellikle 3‐6 yaş dönemi, çocuğun anne‐babadan fiziksel ve duygusal olarak ayrışıp, "birey" olma yönünde ilk adımlarını attığı yıllardır. 3 yaşından itibaren çocuklar giyinme, yemek yeme vb. ihtiyaçlarını karşılamaya başlayıp, dil gelişimi ile çevre ile daha çok iletişim kurmaya başlarlar ve kendi ihtiyaçlarını ifade edebilir hale gelirler.

İki yaş ile altı yaş arası ilk çocukluk dönemi ya da okul öncesi dönem olarak adlandırılır. İki yaş için ise "ilk ergenlik dönemi" benzetmesi yapılır. Ergenlik dönemi nasıl çocukluktan yetişkinliğe doğru bir adım ise iki yaş da bebeklikten ilk çocukluğa bir geçiş basamağıdır. Ama ergenlik dönemine benzetilmesinin tek nedeni sadece bir geçiş dönemi olması değildir. Peki nedir bu iki yaş dönemi? Bu soruya cevap vermeden önce genel olarak çocuk yetiştirirken gelişim basamaklarının öneminden biraz söz etmek gerekebilir.

Günlük hayatımızda arkadaş sohbetlerinde ya da aile arası konuşmalarda belki en sık geçen diyaloglardan biri şudur: " Aynı anne babadan olan iki kardeş nasıl bu kadar farklı olabiliyor? Birisi bu kadar başarılı ve sorumluyken diğerinin bu kadar haylaz ve sorumsuz oluşu şaşılacak şey doğrusu!!!" Aslında bu gayet normal karşılanması gereken bir durum çünkü dünya üzerindeki her birey tektir ve tüm özellikleriyle kendine özgüdür.

Sürecin içinde de olsa anne adayları için stres ve kaygı düzeyini arttırabilen bir olaydır. Bu dönemde annenin doctor kontrolleri, testleri, beslenmesine gösterdiği önemi ruh sağlığına da göstermesi gerekir. Hamilelik döneminde ruh sağlığına özen gösteren anneler, doğum sonrası onları bekleyen zorlu süreçle daha rahat baş edebilirler. Ya bebeğime bir şey olursa?

Soğuk savaş deyince ortaokul yıllarımda milli güvenlik derslerimde öğretilen bazı askeri bilgilerin tortularını hatırlıyorum. Bir de danışan ailelere "Çocuğunuza ceza verir misiniz? Ne gibi cezalar kullanırsınız?" dediğimde, "Küsüyorum" diyen anneleri.

Ergenlik döneminde veya ergenlik dönemine girmeden önce çocuğunuzu mutlaka cinsel gelişimi ve cinsellik hakkında bilgilendirmelisiniz. Bir an durup düşündüğünüzde herhalde bu konunun çocuğunuzla beraber konuşacağınız en zor konulardan biri olduğunu, kelimeleri nasıl seçmeniz gerektiğini düşünüp bu durumdan rahatsızlık duyuyorsunuz.

Günümüzün tüketim kültüründe gün geçtikçe vurgulanan görünüş, estetik, sunum gibi öğeler, bireysel yaşantılarımızı da oldukça etkilemektedir Tercih edilen markalarla, giysiler, seçilen aksesuarlar, makyaj, saç şekliyle, kısaca genel görünüşüyle; kişi karşısındakilerle söz öncesi bir iletişime başlamış olur.

Hayatlarımızın ilk varoluşu, aldığımız ilk nefes, ilk çığlık, ışığı belli belirsiz ilk sezişimiz... Doğanın mucizesi doğum, bir yandan da ilk travmamız. Güvenli anne rahminden çıkıp dünyaya ilk açılış, anneden ilk ve en temel ayrılış. Yine de anne kucağındayız, besleniyoruz, bakılıyoruz, seviliyoruz. Ufak ufak ayakta desteksiz durunca, minik adımlar takip ediyor ve yürümeye başlıyoruz. Merak ediyoruz, keşfediyoruz dünyayı. Anneden azıcık daha uzaklaşıyoruz ama arada göz ucuyla dönüp bakıp kontrol etmeyi de ihmal etmiyoruz.

Çağımızda herkesin oldukça fazla bilgisi olduğu bir konu depresyon. Biz de bu ay ergenlerde depresyonu incelemeye karar verdik... Öncelikle ergenlik dönemini kısaca bir tanıyalım. Daha sonra depresyonu inceleyip, bu gibi durumlarda neler yapılabileceğini gözden geçirelim.

Ergenlik dönemini en iyi tanımlayan özelliklerden bir değişim diğeri ise gelişmedir. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi önce fiziksel (hormonal) değişimler ile kendini gösterir ama asıl zorlu sınav psikolojik ve sosyal değişim sürecidir. Ergenlik dönemi, kişilik oluşumunda dönüm noktasıdır. Ergenin kendini (fiziksel, ruhsal ve düşünsel anlamda) keşfettiği ya da keşfetmeye çalıştığı dönemdir. Bu keşif ergenin sosyal çevresiyle (aile, arkadaş, toplum vb) kurduğu etkileşimle şekillenir.

Ergenlik dönemini en temelde çocukluktan yetişkin hayatına geçiş-değişim dönemi olarak tanımlanabilir. İnsan hayatı geçişlerden oluşur. Bebeklikten çocukluğa geçmek, ilkokula-liseye geçmek, yeni bir eve- işe geçmek, evlenmek-aile hayatına geçmek... Değişimlere uyum sağlamak alışmak genellikle zordur. Ergenlik döneminin de birçok değişimin gerçekleştiği bir süreç olduğu düşünülürse, yaşanılan zorluklar daha iyi anlaşılabilir.

*Ergenlik dönemi hakkında bilgi edinin. Çocuğunuzun size karşı olan davranışlarının birçoğunun size karşı, sizi sinirlendirmek, sabrınızı taşırmak için özellikle yaptığı şeyler olmadığını içinde bulunduğu dönemin özelliği olduğunu öğrenmek tepkilerinizi değiştirebilir.

Anne olmak kimi kadınlar için olağan, kimileri için sıradan kimileri için ise beklenen bir olaydır. Ama bazı anneler için ise hem karar vermesi zor hem de hamileliğin başından itibaren zorlu bir yoldur. Engelli anneler için ise bu zorlu yol belki de çıkılan yolların en zorlusudur.

Reklâm olmasın diye ismini veremeyeceğim cam eşya satan mağazaları gezmeyi seviyorum. Ama bende -hele hele büyük bir çantayla girdiysem- her an "bir şey devirip de cam kırıkları veya porselen parçaları satın almak zorunda kalır mıyım acaba?" hissi oluşturdukları da bir gerçek.

Disiplin denildiğinde belki de bir çoğunuzun aklında okullarda uyugun olamyan bir şey yaptığınızda gönderilğiniz kurul geliyordur. Displin sadece okulda uygulanan bir yöntem değildir. Ya da sadece ceza demek değildir. Disiplin aslında hayatı çocuğunuza öğretmektir. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve ailenizin değerlerini paylaşmaktır. Disiplin yöntemlerini uygun bir biçimde uyguladığınızda çocuğunuzla aranızdaki güven bağını oluşturacak bir köprü olduğunu, çok küçük yaşlarda belirlenen kural ve sınırlar ile çocuğunuzun bunları sıkıntıdan çok bir hayat tarzı olarak alacağını biliyor muydunuz?

Zaman içerisinde bilimsel ve teknolojik alanda ilerlemeler arttıkça, ulaşabildiğimiz bilgiler çoğaldıkça, hayatın kolaylaşması için elimizdeki imkanlar fazlalaştıkça bazen anlamak ve yaşamak daha zor hale gelebiliyor. "Bizim zamanımızda..." diye başlayan cümleleri daha sık duyuyoruz ya da ifade ediyoruz sanki. Zamane çocuklarını anlamak bir önceki kuşak için hep zorlu bir süreç olsa da günümüzde anne-babaların takip etmesi, öğrenmesi ve dikkat etmesi gereken o kadar fazla uyaran/konu bulunuyor ki.

Müzeler çocuklar ve aileleri için eğlenebilecekleri, keşfedebilecekleri ve çok farklı bilgileri öğrenebilecekleri yerlerdir. Çocuğunuzu, müzelere gezmeye götürmeniz kuşkusuz onun hem genel kültürünü arttıracak hem de beraber keyifli vakit geçirmenizi sağlayacaktır. Bunun yanında müzeler, çocuğunuza sanat sevgisini aşılamanız için de büyük bir fırsat olacaktır. Müzeleri gezmeden önce bir takım farklı hazırlıklarla, bu zamanı hem daha keyifli hem de çocuğunuz için daha eğitici geçmesini sağlayabilirsiniz.

Çocuklarda görülen tırnak yeme davranışı her ebeveynin karşılaşabileceği, gördüğünde telaşlandıran, çoğunlukla da bu telaş nedeni ile yanlış tepkiler vermeye sebep olan bir durumdur. Önemli olan bu davranış hakkında bilgilenmek ve çocuğun geçirdiği aşamaları anlayabilmektir.

Her yetişkin gibi çocuklar da alışkanlıkları ile yaşar. Yaşam süresince edinilen alışkanlıklar, zamana yayılmış özellikle tekrara bağlı kazanılmış davranışlardır. Alışkanlıklarımız hayatımızı kolaylaştırdığı sürece yararlıdır. Bazen alışkanlığa dönüşen davranışların kişinin hayatını zorlaştırdığını görürüz, kimi zaman da daha esnek ve kolay bir hale getirdiğini. Hayatımızı kolaylaştırsın ya da zorlaştırsın, insan, doğası gereği doğum itibari ile bir takım alışkanlıklar edinmeye başlar.

Her anne baba çocuklarının geleceği ve becerileri ile ilgili hayaller kurar, beklentiler geliştirir. Nasıl bir kişiliğe sahip olacağı veya hangi mesleği yapacağının yanında becerilerinin neye yatkın olacağı da erken yaşlardan itibaren aile içinde konuşulur. Bu becerilerin içinde de çocuğunun sanatın bir dalı ile uğraşması çoğu ebeveynin tercihidir. Peki her çocuk yetenekli midir veya sanatla iç içe olmak için yetenek şart mıdır?

Uzmana neyi ne zaman danışmalı?

"Bizim zamanımızda psikolog mu vardı" diye başlayan cümleler, ailelerin çocuklarını uzmana götürmeye karar verdiklerinde en sık duyduklarının başında geliyor. Belki de giderek hızlanan modernleşme, değişen roller ve hızla akan bilgi çağı, çocukların da uzmana eskisinden daha çok ihtiyaç duymalarına neden oluyor. Peki ama ne zaman kime gitmeli? Hangi durumlar "geçer" ?, hangileri acildir?

İnsan beyni kategorilere göre düşünmeye yatkındır. Düşünürken, kategorilere bir noktayı referans kabul ederek ayırırız. Arkadaşımızın boyu bizimkinden uzundur veya kısadır, gideceğimiz tatil yeri bir önceki tatil yerinden güzeldir ve ya değildir, yeni aldığımız arabamız diğerinden hızlıdır ve ya yavaştır. Kategorilere ayıramadığımız görece bir referans noktası bulamadığımız durumlar da olabilir.

Ebeveyn olarak belki de en keyifli ve faydalı görevlerimizden biri de çocuklarımıza zaman ayırmaktır. Her aile kendi günlük akışı izin verdiği oranda çocuğuna zaman ayırmak, onunla birlikte olmaktan keyif almak ister.

Sünnet olma eskiden törenler eşliğinde erkekliğe geçiş olarak kutlanırken, günümüzde bu şatafatını kaybetmiş durumda. Çoğu aile çocuk doğar doğmaz, hastanede bu operasyonu tamamlayarak çocuğu sünnetin olası etkilerinden koruyor. Erkek çocuklar ya yeni doğduklarında ya da okul çağı dönemine gelince sünnet edilmelidir. Çünkü 6-7 yaş civarında çocuğa süreç anlatılabilir, çocuklar gerekli hijyene özen gösterebilir, daha da önemlisi bu olayı en az travmatik bir biçimde yaşarlar.

Çocukların büyüme ve gelişim sürecinde pek çok farklı basamak, dönem ve süreç vardır. Bu dönemler içinde çocuklar farklı özellikler, alışkanlıklar ve davranışlar gösterebilirler. Bazen bir davranışın normal gelişim sürecinin bir parçası mı, çocuğun kişilik özelliği mi yoksa izlenilmesi veya yardım alınması gereken bir durum mu olduğuna karar vermek oldukça zordur. Çocuk yetiştirirken gelişim dönemlerini bilmek bu nedenle çok önemlidir.

Her çocuk hayatında sınırlara ihtiyaç duyar. Kaç yaşında olursa olsun, hayatının belirli bir düzende olması ve tutarlı kuralların konması çocukların kişilik gelişimlerine katkıda bulunur. Çünkü çocuklar, kişilik gelişimlerinin ilk dönemlerini tamamlayana kadar onlara sınır ve kural koyan, çeşitli düzenlemelerle hayatlarını güvenli hale getiren ebeveynlere ihtiyaç duyarlar.

Her anne-babanın ideali çocuklarını kendi ayakları üstünde durabilen, kendine güvenen bir birey olarak yetiştirmektir. Çocuğun kendi davranışlarının sorumluluğunu alması, yeterince büyüdüğünde bir gün içinde kazanabileceği, öğrenebileceği bir beceri değildir. Sorumluluk bilincinin gelişmesi yaşamın ilk yıllarından itibaren atılan adımlar ile mümkündür. Hayat ile ilgili diğer değerler gibi sorumluluk da çocuğun öncelikle anne-babasından daha sonra sosyal çevresinden öğrendiği, geliştirdiği bir beceridir.

Son 10 yılda giderek artan internet kullanımı artık, yaş, cinsiyet, meslek, gelir düzeyi göz etmeden hepimizin hayatlarının içine girmiş durumda. Bilginin ulaşılabilirliğinin artması, zaman kullanımımızı iyileştirmesi, vizyonumuzu geliştirmesi gibi olumlu yanlarının yanı sıra internet, iyi yönetilmediğinde ise dost bir araçtan çok, kötü etkileri olan bir alışkanlığa dönüşebiliyor.

Bebekler doğdukları andan itibaren temel ihtiyaçların karşılanması için annelerine bağımlıdırlar. Anne-bebek arasındaki bu bağ bebeğin yaşaması, büyümesi ve gelişmesi için gereklidir. Bebeklerin anneye olan bu bağımlılıkları kendi becerileri gelişmeye başladıktan bir süre sonra da devam edebilir. Çünkü ilk adımlar acemicedir. Ama pratik yapılmasına izin verilirse çocuklar bağımsız bireyler olma yolunda rahatça ilerleyebilirler. Gelişmek ve büyümek doğaldır.

Modernleşen çağ ile birlikte hayatımızdaki stres faktörleri de değişik boyutlara ulaştı. Sabah evden çıkmadan bile alarmımızın çalmaması, suların kesilmesi gibi birçok unsur canımızın sıkılmasına yetiyor. Evden canımız sıkkın olmadan çıksak bile trafik o konuda gerekeni yapıyor. Ya da diğer insanların hoşgörüsüzlüğü veya hepimizin canını sıkan gündemdeki olaylar. İşte bütün bu stres unsurlarıyla beraber, maalesef şiddette gitgide hayatımızın bir parçası oluyor.

Yalan ve gerçek insanlık tarihi kadar eski. İnsanlar yalan söyler, bir çok farklı nedenden dolayı, bazen karşısındakini kırmamak, üzmemek için, bazen kendisini korumak için, bazen de beğenilmek ilgi görmek için. Ama gerçeği söylemek her zaman en erdemli ve öncellikli değerdir. Her anne-baba çocuğunun dürüst olmasını, yalan söylememesini ister. Ancak yalan da gerçek gibi hayatın bir parçasıdır ve her çocuk da her yetişkin gibi hayatının belli dönemlerinde yalana başvurur.

Çocuk ya da ergenler arasında yaşanan duygusal ve fiziksel istismarı "sindirme davranışı" olarak tanımlıyoruz. Sindirme davranışı okullarda rastlanabilen olgudur. Öğrencinin bir ya da daha fazla öğrenci tarafından tekrar tekrar ve sürekli olarak olumsuz davranışlara maruz bırakılması olarak tanımlanır.

Çocukluğun hayatın bütün sorunlarından, zorluklarından uzak bir dönem olduğuna inanmak isteriz. Anne-babalar çocuklarını korumak, onlara mümkün olan en iyi imkânları sunmak, mutlu ve sağlıklı bireyler olarak büyümelerimi sağlamak için ellerinden geleni yaparlar. Ancak çocuklarda yetişkinler gibi hayatın bazı dönemlerinde sorunlar ile karşılaşabilirler. Yetişkinler yaşadıkları sorunlar ile baş etmek için kendileri harekete geçip, inisiyatiflerini kullanabilirler. Ama çocukların yaşadıkları sorunların çözümünde yetişkinlerin destek ve yardımı gereklidir.

Önce güvenli bir kucak, ardından en iyi manzaranın görüldüğü omuzlar, sonra ise bizim için dünyadaki en güçlü kişi anlamına gelen "baba"larımız hayatımızda olduğu sürece hep kendimizi güvende hissederiz. Çünkü baba olmak korumak ve kollanmak anlamına gelir çoğu zaman. Peki diğer katkıları nedir babalarımızın? Babalar çocukların gelişimini nasıl etkiler? Ya da babaların çocukları ile iletişimi nasıl olmalıdır?

Boşanma sürecinde anne-babalar nelere dikkat etmeli?

İlk olarak boşanma ile ilgili açıklamayı ertelemeden, çocuğun anlayabileceği şekilde yapmalıdırlar. Boşanma ve sonrası ile ilgili düzenlemeler yapılırken çocuğun gereksiz yere yetişkinler ile ilgili detaylara dahil edilmemesine dikkat edilmelidir. Belirsizlik döneminin mümkün olduğunca kısa sürmesine çalışılmalıdır (kim, nerede, kiminle yaşayacak, çocuk ne zaman diğer ebeveyni görebilecek gibi).

Çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerini desteklemek ile ilgili katıldığım uluslararası bir kongrede (ENSEC 2009), yer alan bir atölye çalışmasının konusu bebeklerin gelişiminin desteklenmesi ile ilgiliydi.

Alanda İngiltere'de çalışmalarını yürtümüş olan Veronica Lawrance'in hazırladığı atölye çalışmasının özellikle yeni doğum yapmış aileler için oldukça yararlı olduğunu farkettim. Bu nedenle bu yazımı yeni bebekleri olan ailelere bir kılavuz niteliğinde hazırladım.

Günlük hayatın içine yerleşmiş, hepimizin yaşam alanında hem fiziksel hem de zaman olarak oldukça büyük yer kaplayan televizyonun bebeklik döneminde ne kadar yer alması gerektiği uzun zamandır konuşuluyor. Hele hele yetişkinler ve çocuklardan sonra bebeklere özel yayın yapan kanallar, programlar ve yayınlara yenileri eklendikçe ebeveynlerin kafası daha da karışıyor. Bebeklerin baktıkları ve dikkatlerini çeken programlar ne kadar izlenmeli? Bebeklerin bilişsel ve sosyal gelişiminde televizyonun yeri ne olmalı? Peki biz evde ne kadar açmalıyız televizyonu?

9 ay karnınızda taşıdığınız, sonrasında ise, önce gece uykularınızdan, ardından uzun duşlarınızdan vazgeçtiğiniz bebeğinizi başka birine emanet etme zamanı geldi.. Bebeğinizi geçici bir süre için de olsa "bırakmak" sizi de huzursuz ediyor mu? Bu ayki dosyamız size yardımcı olabilir...

Bir bebek sahibi olmak şüphesiz hayatın en heyecan verici aşamalarından biridir. Çiftin birlikteliklerinin meyvesi olarak aileye yeni bir renk getirecek olan bebeği beklerken, anne adaylarının zihninde birçok soru canlanır. Acaba neye/ kime benzeyecek, odası nasıl olsun, bebeğim için şu aşamada neye dikkat etmeliyim, ne yemeli, ne yememeli, acaba nasıl bir anne olacağım, eşim nasıl bir baba olacak, karı-koca ilişkimiz değişecek mi, nasıl görüneceğim, ne zaman gelecek, normal doğum mu olacak, yeterli olabilecek miyim, ya başaramazsam, ya mutsuz bir çocuk olursa, ya mutsuz bir anne olursam?

Peki ne yapmak lazım?

Ebeveyn olmak kitabı veya okulu olmayan zor bir uğraş. Üstelik önceden deneme imkânımız ya da zorlandığımızda açıp bakabileceğimiz bir kullanma kılavuzumuz da yok. Belki de anne baba olmanın en zorlu tarafı tecrübe kazanarak öğrenmek, öğrenirken de tüm iyi niyetimize rağmen zaman zaman hata yapmak. Her ebeveyn hatalı davranabilir; yeter ki çocuklarımızın verdiği tepkilerden hatamızı anlayıp gelecek sefer dikkatli davranalım.

Normal bir hüzün mü yaşıyorum yoksa depresyonda mıyım ?

Çoğumuzun hayatının çeşitli dönemlerinde depresif hissettiği olmuştur. İşimizdeki zorluklar, bir yakınımızın kaybı, ayrılıklar hep depresif duygular yaşamamıza neden olabilir. Peki bu duyguların ne zaman yaşantılara verilen normal tepkiler, ne zaman psikolojik rahatsızlık olarak değerlendirileceğini nasıl ayırd ederiz?

Her bebek dünyaya gelmeden önce aslında anne-babanın hayalindeki bir imaj olarak varlığa kavuşur. Anne-baba çocuk sahibi olmaya karar verdiklerinde farkında olarak ya da olmayarak kendi gelecekleri ve çocuklarının geleceği ile ilgili hayaller kurmaya başlarlar. Çocuk ile ilgili kurulan hayallerin şekillenmesinde rol oynayan bir çok etken olabilir.

Minik bir şeker, bir tane kalem veya bir miktar para. Kendine ait olmayan bu ufak "ödünç" almalar, her çocuğun anılarında yer alır. Çok beğendiğimiz pembe bir kalem veya renkli bir kalemtıraşı birden çantamızda buluveririz. Peki bu "ödünç" almalar çalma davranışına nasıl dönüşür? Her çalma hırsızlık sayılır mı?

Uygun Yeme Alışkanlıklarının Çocuğa Kazandırılması için Kullanılabilecek Yöntemler

Yoksa siz çocuğu çok az yemek yediği için uyuyamayan, hatta tatillerde bile sürekli kaşıkla çocuğunuzun peşinden koşturan annelerden misiniz? Ya da çocuğu çok aşırı yiyen, onun bu alışkanlığını nasıl değiştireceğinizi kara kara düşünen ve çocuğunuzdan yemekleri sürekli saklamaya çalışan annelerden misiniz? O zaman çocuklardaki yeme problemleri ile ilgili bu yazı tam size göre...

Öğrenme yaşamın doğal bir parçasıdır, bebekler doğdukları andan itibaren hatta anne karnındayken öğrenmeye başlarlar. Ancak her bireyin sahip olduğu güçlü alanlar ve becerilerine göre farklı bir öğrenme tarzı olabilir. Bazen de farklı öğrenme yöntemlerinin bir arada kullanılması ile en etkili öğrenme ortaya çıkar. Öğrenme tarzlarının doğrusu ya da yanlışı yoktur, ayrıca birini diğerlerine göre daha etkili olarak tanımlamak da yanıltıcı olabilir. Çünkü önemli olan bireysel özellikler ve bireyin en etkili hangi yöntemle öğrenebildiğidir.

Sizi çok güldüren, eğlendiren, çoğunlukla mutlu ve sakin olan çocuğunuz iki yaşına geldiğinde birden bire değişti mi? Onu anlamakta zorlanmaya mı başladınız? O zaman bu yazı tam size göre... Bir, bir buçuk yıl süren bu süreçte kimi zaman öfke krizleri, kimi zaman çok sık değişen duygu durumları ile karşılaşacaksınız. Hemen hemen her anne baba, çocukları iki yaşına geldiğinde ve belki de biraz daha erken zamanda bu zorlu süreç ile baş başa kalabiliyor.

Birçok film ve hamilelikle ilgili anlatılan öykülerde bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki mutluluk, ışık ve o hissin "anlatılamaz" olduğu vurgulanır. O andaki ilk hisler anne için oldukça karışık, şaşırtıcı, heyecan verici olsa da, doğumla sona eren hamilelik süreci de bir o kadar karmaşık ve yorucu olabilir. Her anne adayı, hamilelik dönemini hem fiziksel hem ruhsal açıdan farklı geçirir. Ama bu dönemde hemen hemen tüm annelerin yaşadığı ortak bir durum ise, ruh hallerindeki iniş çıkışlardır.

Babalık üzerine yazılan ve çizilenler, yapılan aştırmalar maalesef her zaman anne-çocuk arasındaki ilişkinin gerisinde kalmıştır. Son yıllarda toplumsal hayatta yaşanan değişimler, ailedeki rollerin farklılaşması, çocuğun gelişiminin ve eğitiminin giderek daha önem kazanması sonunda baba-çocuk ilişkisinin de hak ettiği ilgiyi görmesine yardımcı olmuştur.

Oyun, çocukların gelişimi için en önemli araçlardan birisidir. Çocuğun eğlenirken öğrenmesini sağlayan bir araçtır. Bunun yanında çocuğun fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimini de destekler. Bu nedenle çocuğunuzla oynadığınız oyunlar ve onun için aldığınız oyuncaklar onun gelişimi için büyük önem taşımaktadır. Çocuğunuza oyuncak seçerken dikkat etmeniz gereken bazı önemli unsurlar vardır.

Çoğu zaman yetişkinler için en zor anlardan biri, yakınlarında bir ölüm olduğunda veya aileden biri öldüğünde bunu çocuklara nasıl anlatacakları, ne zaman söyleyecekleri ve ölümü nasıl tarif edecekleridir. Birçok anne baba için zor, zor olduğu kadar da üzüntü verici olan bu konuşmayı yaparken çocuğun yaşı, içinde bulunduğu gelişim dönemi oldukça önemlidir.

Ergenlik döneminde veya ergenlik dönemine girmeden önce çocuğunuzu mutlaka cinsel gelişimi ve cinsellik hakkında bilgilendirmelisiniz. Bir an durup düşündüğünüzde herhalde bu konunun çocuğunuzla beraber konuşacağınız en zor konulardan biri olduğunu, kelimeleri nasıl seçmeniz gerektiğini düşünüp bu durumdan rahatsızlık duyuyorsunuz.

1) Anaokuluna başlama yaşı kaç olmalıdır? Neden ondan öncesi yaşlar uygun değildir?

Anaokuluna başlama yaşı, okul öncesi dönem denilen dönemin başladığı 3-4 yaşlarıdır. Bu yaşlarda çocuk annesinden daha bağımsız bir hal kazanır, kendi yemeğini yiyebilir, az bir yardımla öz-bakımını yapabilir, annesinden başka yetişkinlerle bir arada durabilir ve diğer çocuklarla arkadaşlık yapabilir. Tüm bunlar çocuğun gelişiminin bir parçasıdır. Bu nedenle, fiziksel, sosyal, duygusal gelişim tamamlanmadan, daha erken yaşlarda anaokuluna gitmek, çocuk için oldukça zorlayıcı bir tecrübe olabilir. Daha küçük yaşlarda, kısa süreli oyun grupları tercih edilebilir.

İkiz olmak benzersiz ve olumlu bir ilişki olarak tanımlanır. Bu ilişki anne karnındayken başlar. Dar alanda var olmaya çalışırlarken aslında bireysel kimlikleri de oluşmaya başlamıştır. İkizler anne karnından itibaren farklı birer bireydirler. Bu nedenle bireyselleşme sonradan kazanılacak bir özellik değildir insan olmanın doğasıdır. Önemli olan anne-babanın ve ikizlerin hayatındaki diğer bireylerinde bu gerçeği hatırlaması ve ona göre davranmasıdır.

Gereken işe, gerektiği kadar, gerekli süre zarfında odaklanabilmektir dikkat. Herkes için gereklidir; bazen dikkatsizliğimiz yüzünden yanlış yola saparız, yemeğin tuzunu unuturuz, iş yerindeki yazışmaların tarihini geciktiririz istemeden, sonra da dikkatsizliğimizin cezasını çekmek zorunda kalırız. Çocuk olmak zaman zaman dikkatsiz, kontrolsüz (aceleci) davranışları, kıpır kıpır olma halini beraberinde getirse de dikkat hem akademik hem sosyal becerileri için gereklidir.

Özellikle son yıllarda yetişkinlerin de hobi olarak yaptıkları yapbozlar - yani puzzlelar- aslında çocuklar için hobiden öte değer taşıyor. Yap- boz yaparken kullanılan birçok beceri, hem akademik hem de sosyal anlamda problem çözme becerilerini de geliştiriyor.

Williams sendromuna -genetik bazlı - ait belirtiler gösteren çocuklarda orta ve üstü öğrenme güçlüğü, anlamada iyi ancak ifadede göreceli olarak daha az gelişmiş dil yeteneği, bazen aşırı konuşma, aşırı hareketlilik ve görsel-uzaysal yetilerde ciddi zorluklara rastlanmaktadır. Gelişimin belli basamaklarında gerilikleri olan bu çocuklarda, konuşmayla ilgili sözel beceriler, diğer birçok becerinin üstünde gitmektedir.

Sözel olmayan öğrenme güçlüğü'nün (Non-Verbal Learning Difficulty - NVLD) tanımı üzerinde bir süredir çalışılmakta ve yeni yeni, doğru olarak NVLD'nin semptomları gözler önüne serilmektedir. Rourke (1995), yaşanan sıkıntıları 3 grupta toplar;

Çocukken annemin beni yatırdığı öğlen uykularının mahmurluğuna teslim olmamak için elimden geleni yapardım. Zannederdim ki, ben uyuyunca, ev halkı bir eğlenecek, tef zurna çalacak şenlik yapacak, ya da bizim evin önünde çocuklar için bir eğlence olacak ve ben bunların hepsini kaçıracağım!!! O yüzden de gözlerim kapalı, ama kulaklarım bütün seslere açık, kalkıp, hayata bıraktığım yerden devam edebilmek için çok güzel uyuyor numarası yapardım.

  • Okuma, ses sembol eşlemesinin yapılması doğrultusunda yapılan bir çözümleme işlemidir. Bu çözümleme işleminin doğru olarak gerçekleşmesi için,

Güzel şeylerin çabuk bittiğine dair olan inancımız, çocukken en çok tatillerde belli eder kendini. Beklenen 15 günlük şubat tatili, hatta 3 aylık yaz tatili bile oldukça çabuk geçer ve zamanın aslında "her daim aynı" hızda geçtiğinden şüphe ederiz. Hele hele tatiller uzadığında, hem fiziksel hem de ruhsal olarak işleyişimiz iyice farklılaşır. Böylece okul yolu da her zaman olduğundan daha sıkıcı ve uyum sağlaması zor bir hale dönüşür.

Malatya'da olanlar olmayanlara...

Yazılı ve görsel basın başka insanların hayatları ile ilgili, acınası, zavallı, talihsiz olaylar sunduğunda biz de satın alıyoruz.

Televizyondan ve gazetelerden gelen bilgi yığınları evimizin tam da ortasına girmiyorlar. 16 kişinin yaralanıp 79 kişinin öldüğü haberi, 17'den bir eksik veya 78'den bir fazla olan sayılar olarak yaklaşık 2-3 saniye kalıyorlar evimizde. Biz sofraya oturana kadar da çoktan başka evlere girmek üzere yola çıkıyorlar.

Hayatla ilgili kazandığımız değerler, belki de mutluluklarımız ve kızgınlıklarımızın altından gelen seslerle kendini buluyor. Geç kalınmasına kızmak, düzenli yaptığımız yardımlar, masamızın sahip olduğu düzen, yatma saatimiz, hafta sonu programınız aslında tüm değerlerimizi kapsıyor. Nereden geliyor peki bu değerler? Nereden aldık? Ne kadarı bize verildi? Biz çocuklarımıza ne kadarını verelim?

Bebeğinizin ve çocuğunuzun güvenliği için, ev içinde, günlük hayatı kolaylaştıracak, sizin de içinizin rahat olmasını sağlayacak bazı önlemler almak, oldukça önemlidir. Bu önlemler, çocuğunuzun yaşı büyüdükçe farklılaşsa da temelinde, onların etraflarında kendilerinin kontrol edip sakınamayacakları her türlü tehlikeden uzak durmalarını içermektedir.

Doğum sonrası dönemde eğer anne çalışmaya devam ediyorsa ya da çocuğun birincil ihtiyaçlarını zamanında ve gerektiği gibi karşılayacak bir bakıcı/ebeveyn/yetişkin bulunmuyorsa, kreşler bu konudaki gerekli ihtiyacı karşılarlar. Kreşe kabul edilen çocuklar 0-2 yaş grubu içerir ve genel olarak çocuğun tüm günkü ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik programlar sunarlar.

Bin bir çeşit krem içinden gözünüzün altına hangisi, üste hangisini süreceğinizi düşünüyorsanız, 30lar civarındasınız demektir. Son zamanlarda, saçınızın beyazı, göbek bölgesi yağlar derken, evin içi parfümeri ile eczane arası bir yerlerde seyrediyorsa, oyuna hoş geldiniz!!

Günümüz hayatının yoğun temposu nedeniyle aile bireyleri bir arada olmakta ve beraber zaman geçirmekte zorlanmaya başladılar. Anne ve babanın yoğun iş temposu, çocukların geç vakitlere kadar süren ödevleri, hafta sonuna yüklenen kurslar, doğum günü kutlamaları derken hayat tam bir koşturmaca halinde yaşanıyor. Anne baba ve çocuklar arasında yaşanan ilişki de bu programların arasına sıkışmış zamanlara mecbur kalıyor.

Duygusal İfade

5 yaş çocuğu kontrol duygusuna daha çok sahiptir. Kooperasyon kurar ve yardımlaşmaktan hoşlanır. Bir şey yapmadan önce izin alır, kurallar ve rutinlerden hoşlanır. Ev ve okulda işlerin nasıl yürüdüğünü anlamaya başlar, bunun için de günlük rutinlerin sağlanması onların hoşuna gider.

2 yaş dönemi, çocukların etrafı gözledikleri, olan bitenleri takip ettikleri, ancak daha çok kendilerine dönük yaşadıkları bir dönemdir. Bu dönemde çocuklar, "ben" kavramlarını geliştirirler ve hayatın içindeki tüm durumlarda, bu yeni kazandıkları "ben" özelliğini ortaya koymaya çalışırlar. Böylece, hayatın içindeki tüm tecrübeleri kendilerini ve benliklerini geliştirmeye yöneliktir.

Uzun ve yoğun bir okul döneminin ardından beklenilen yaz tatili yaklaşıyor. Yaz tatili öğrenciler, aileler ve öğretmenler için uzun soluklu bir dinlenme fırsatı sağlıyor. Birçok öğrenci bu fırsatı okuldan ve okulla ilgili bütün uyaranlardan uzak durmak için kullanmayı tercih ediyor ki bu da oldukça doğal. Öğretmenler için ise yaz tatilinin iki yönü var. Birincisi dinlenmek diğeri ise bir sonraki eğitim- öğretim dönemi için hazırlanmak.

Aile bireyleri arasındaki ilişkiler birçok yönden diğer kişiler arası ilişkilerden farklıdır. Öncelikle aile bireylerinin arkadaş edinirken yaptıkları gibi birbirlerini seçme şansları yoktur. Daha önemlisi her durumda, şartlar ne olursa olsun koşulsuz kabul ve sevgiyi göstermesini beklediğimiz kişiler öncelikle aile bireyleridir.

Verimli çalışma becerisi sadece ders çalışmayı kapsamaz. Hayat boyunca bireyin başarılı olabilmesi için gerekli olan her tür çalışma, planlama ve organizasyon alanlarında gereklidir.

Okul yılları boyunca etkili ders çalışma yöntemi olarak geliştirdiğimiz beceriler okuldan sonraki hayatta da gerekli olmaktadır.

Günümüz dünyasında bazen, bilgisayar oyunlarından hiç de farklı olmayan görüntüler yer alıyor. Biz çocuklarımızı şiddet, silah, dövüş, ölüm içeren oyunlardan, görüntülerden korumaya çalışırken gerçek dünya bu görüntüleri her akşam TV ekranlarından, gazetelerden evimize gönderiyor.

Çalışma becerileri planlama, organizasyon, verimli çalışma yöntemlerini kapsar. Ancak çalışma alışkanlığının ilk olarak kazanılması ve daha sonra geliştirilmesi okul yılları süresince olur. Bu yıllarda kazanılan ya da kazanılması beklenen beceriler bireyin hayatı boyunca başarılı olabilmesi için her tür çalışma, planlama ve organizasyon alanlarında gereklidir.

Çocukların doğaya ve yaşayan tüm canlılara karşı doğal bir ilgileri vardır. Ağaçların arasında koşmak, onlara tırmanmak, çevrede gördükleri her şeyi dikkatle incelemek, onlar hakkında soru sormak, tüm bunlar çocuklar için hayatın vazgeçilmez zevklerdir.

Sorumluk nedir?

Her anne baba çocuğunun kendine güvenen, kendi ayakları üzerinde durabilen, hayatta karşılaştığı sorunları kendi başına çözebilen bir birey olmasını ister. Çocukların bu becerileri kazanabilmesi anne babanın tutumları ile yakından ilgilidir; çocuklar sorumluk almayı, davranışlarının sonucunu yaşamayı ev ortamında öğrenirler. Çocuklarına küçük yaştan itibaren kendine yetmeyi, sorumluluk almayı öğreten anne babalar ileriki yıllarda çocuklarının kendi ayakları üzerinde durabileceğine güvenebilirler.

Diğerlerinden farklıyım

İlkokul yıllarından itibaren "farklı" olmak çocuklar için önemli bir sorundur. Benzer olmak arkadaş edinmenin ilk şartı gibidir neredeyse ve her türlü farklılık arkadaş çevresi tarafından dışlanmaya neden olabilir. Bu yıllar sağlık sorunları nedeniyle gözlük veya diş teli takmak zorunda kalan çocuklar için gerçekten sıkıntı vericidir.

Yetişkinlerin dünyasında çocukluk dönemleri, kaygısız, dertsiz geçirilen, sorumlulukların olmadığı, özgür yaşanılan bir dönemi çağrıştırır. Ancak yetişkinler, çocuk sahibi olduktan sonra fark ederler ki çocuklar da erken dönemlerden itibaren hayal kırıklıkları yaşarlar, korkuları olur, mutsuz hissedebilir ve kaygılanabilirler.

Her ebeveyn için kendi çocuğu özeldir ve çocukların büyüdükçe ortaya koydukları bireysel özellikleri o çocuğun gerçekten özel olduğunu doğrular. Özel olmak ise bazen "farklı" olmakla birlikte anılır ve bu farklı olma hali iyi değerlendirildiğinde çocuğun sahip olduğu "farklar" O'nun özel durumunun olumlu bir göstergesi haline gelebilir.

Doğduğu günden itibaren tüketmeye başlayan insanoğlu aslında günümüz dünyasında medya, reklâmlar ve benzeri araçlarla sunulan ürün ve hizmetleri tüketmeye doğası gereği hazır durumda. Son yıllarda iyiden iyiye artan tüketim ise birçok sektörde kendini belli ediyor ve hedef kitle olarak ise yaş ayrımı yapmaksızın hepimizi içine alıyor. Böyle bir durumda da çocukların tüketim alışkanlıklarını ailenin eğitim tutumunun yanında reklâmlar, promosyonlar, marka ve imaj eşleşmeleri de belirliyor.

Gerçek hayatın provası niteliği taşıyan okul, çocukları birçok yönden, ömür boyu sahnelenecek bir oyuna hazırlar aslında. Öğretim çalışmaları okulun birincil amacı gibi gözükse de kurumun, eğitimcilerin ve etkinliklerin sağladığı eğitimsel katkılar, çocukların birey olma yönünde attıkları ilk adımları içerir. Hayat oyununun farklı sahnelerine katkısı olacak provalar ise okulda gerçekleştirilen etkinliklerle tanımlanır.

Yaz geliyor, herkes tarafından heyecanla beklenen bir döneme giriyoruz. Tatil heyecanı ve planları yapılmaya başlanacak ama önce bir karneyi görelim. Zor ve yorucu bir yılın ardından tatil öncesi karne heyecanı yaşanıyor.

Bir eğitim-öğretim döneminin daha sonuna yaklaşırken, karne telaşı ve tatil planları yavaş yavaş gündeme gelmeye başladı. Hem çocuklar hem de anne-babalar yoğun ve yorucu bir yılın ardından yaz tatili dört gözle beklerler. Ama yaz tatili planlarını yapmadan önce karneleri bir görmek gerekir.

Gelişen teknoloji artık günlük hayatın her alanında karşımıza farklı şekillerde çıkıyor. Hayat giderek kolaylaşıyor ama aynı zamanda karmaşık bir hale de geliyor. Bizler değişen koşullara uyum sağlamaya çalışıyoruz, çocuklarımızın durumu biraz daha farklı onlar teknoloji ve bilgisayar dünyasında büyüyorlar. Bir kaç yıl önce sadece iş yerlerinde olan bilgisayarlar artık insanın olduğu her yerde. Yavaş yavaş evlerimizin başköşelerinde yerlerini almaya başladılar.

Boşanmanın birçok farklı nedeni olabilir, ancak genellikle temel olan neden hayatın getirdiği sorun ve sorumluluklara artık birlikte karşılık vermekte yaşanılan sıkıntı ya da yetersizlik duygusudur. Evlilik ikili bir ilişki olarak düşünülüp artılar ve eksiler yazıldığında eksilerin daha fazla olması durumda boşanma kararı eşlerden biri ya da her ikisi tarafından alınır.

ALET KULLANMA BECERİLERİ

Her çocuk bireysel farklılıkları dâhilinde kendi yaşam evrelerinde ilerler. Ancak "gelişim" dediğimiz olgu, her birey için izlenmesi gereken basamakları da içinde barındırır. Cinsiyet, sosyo-ekonomik faktörler, genetik etmenler gibi şartlar gelişim süreçlerini hızlandırabilir, yavaşlatabilir; yani gelişim eşiklerinin takibinde önemli rol oynar.

Yaz tatilleri uzun, keyifli ve stresten uzak geçen zamanlardır. Çocuklar tatilin bitmesini haklı olarak istemezler. Okulun başlamasıyla birlikte pek çok sorumluluk da başlayacaktır. Okulların açılması, erken yatmak ve uyanmak, dersleri dinlemek, ev ödevlerini yapmak demektir. Yaz tatilinin rehavetinden sonra bu tempoya ayak uydurmak zor ve sıkıcıdır. Okula dönmek arkadaşları görme fırsatı sağladığı için eğlenceli olsa da yaz tatilinin sağladığı özgürlüklerden vazgeçmek can sıkıcıdır.

Çocukluk döneminin belki de en keyifli dönemi, çeşit çeşit oyunların oynandığı, arkadaşlık ilişkilerinin kurulmaya başlandığı, yaşamla ilgili herhangi bir başarma kaygısının olmadığı dönemdir. Ancak bu dönemin süresi günümüzde git gide kısalıyor. Daha ana sınıfı döneminde başlayan okul seçimi, seviye sınavları ve kura telaşesi, üniversiteye giriş sınavına kadar dönem dönem şiddetlenerek sürüyor.

Hayal kurma ve yaratıcılık becerilerinin gelişmesiyle birlikte 2 yaşından itibaren çocuklarda mizah duygusu oluşmaya başlar. 3-4 yaş döneminde çocuklar fiziksel olarak vücutlarını tam olarak tanıyıp kullanma yetisini geliştirdikleri için bu dönemde eğlence ve mizah duygularını bağırma, koşma, zıplama gibi davranışlarla gösterirler.

Yaşamımız boyunca birçok farklı rol ediniriz. Genellikle birden fazla rolü aynı anda yürütürüz. İş yerinde işveren rolündeyken evde eş, anne veya baba rolümüzü devam ettiririz. Her rol kendine ait sorumlulukları beraberinde getirir. Çalışan anne olanın belki de en zor kısmı birden çok rolü (eş, anne, çalışan birey) eş zamanlı ve mümkün olduğunca birbirini engellemeden yürütmeye çalışmaktır.

Ebeveyn için fark etmez (mi?)

Aileye katılacak bebeğin haberi geldiğinde yukarıdaki soru, en azından, ültrason ilk bilgiyi verene kadar belki de çok akla gelmez. Öğrendikten sonra ise kıyafet, mobilya, isim arayışlarında meydana gelen farklılaşma ise önemli bir yol ayrımının ilk kavşağıdır aslında. Beklentiniz olsun, olmasın, cinsiyetini bilin veya bilmeyin kız ve erkek çocukları farklı gelişir, farklı özellikler sergilerler.

Bebeğin doğumuyla başlayan hayat, ilk anından itibaren, çevreyle kurulan sözlü ve sözsüz iletişimi de başlatır. Bebeğin önce annesiyle, sonra etrafındakilerle kurduğu iletişim, konuşmaktan önce dinlemeyi gerektirir.

İlk kardeş kavgalarının ya da yuvadaki anlaşmazlıkların nedeni paylaşılamayan bir oyuncaktır. Çocuklar, paylaşmayı öğrenmeden önce sahiplenmeyi öğrenirler. Hayatlarının ilk bir yılında tamamen anne babalarına bağımlıdırlar, anne babaları da onlara. Bebeğin gelişiyle çiftin hayatı tümüyle değişmiştir. Artık ilk önce bebek ve bebeğin ihtiyaçları vardır ve uzun yıllar da bu böyle devam eder. İlk bir yıldan sonra bebek yavaş yavaş kendi özgürlüğünü ilan eder.

Birçok anne-baba o günkü matematik yazılısı yüzünden sabah aniden başlayan karın ağrılarıyla uğraşmıştır. Eğer bu karın ağrısı işe yararsa çocuğunuz matematik yazılısından kurtulacak ve 2 saat sonra televizyon karşısında çizgi filmi seyrediyor olacaktır. Çocuklar hasta numarası yapar, bahaneler uydururlar.

Çocuklar için para daha çok şeker veya oyuncak alabilmek anlamına gelir. Anne-baba ya da aile büyükleri tarafından verilen harçlıklar çoğu zaman kısa sürede harcanır. Çocukların para kavramını ve idaresini öğrenmeleri için anne-babalarının yardımına ve yönlendirmesine ihtiyaçları vardır. Harçlık almak gerçek dünyaya atılan bir adımdır, çocukların sorumluluk almalarını ve davranışlarının sonuçlarının yaşamalarını sağlar.

Her birey, doğumuyla birlikte, önceki jenerasyonlardan aldığı genetik mirası da beraberinde getirir. Sarışın veya esmer, yeşil, kahverengi gözlü, uzun ya da kısa boylu olmak gibi, kişiliğin bir bölümü de doğuştan gelen özelliklerle kodlanır. Bazı yapısal özellikler, kişiliği oluşturacak taşların temelini atarken, erken çocukluk deneyimleri, anne babanın çocuk yetiştirme tutumları, çevresel etmenler, krizler travmalar da kişilik oluşumunda önemli yere sahiptir.

Her anne baba çocuklarının okula başlamasını heyecanla bekler. Çocuklarının okuma yazma öğrendiğini, matematik problemlerini çözdüğünü, sınavlarda başarılı olduğunu, yeni bilgiler edindiğini görmek ister. Ama bazen işler bu kadar sorunsuz gitmeyebilir. Çocuklarının sınıf arkadaşları kadar iyi okuyamadığını, evde çok iyi anlattığı konuyla ilgili soruları yazılıda yanlış yaptığını, ödevlerini eksik veya hatalı yaptığını fark etmek anne babaları telaşlandırır.

Her çocuk, kendine özel, bazı yetenek ve becerilere sahip olarak dünyaya gelir. Bu beceriler ve yetenekler, çevrenin, ailenin, toplumun desteği ve şekillendirmesiyle, çocuğun gelecekteki hayatının ana hatlarını çizer. Ama bazen bu hatlar o kadar "mükemmelleştirilmeye" çalışılır ki, maalesef "mükemmel" olmayan her şey, birey için rahatsızlık yaratmaya başlar. İşte tam bu noktada, mutluluk, hayattan tad alma, bireysel yeterlilik ve memnuniyetin varlığı, belki de mükemmel olandan çok daha önemli olacaktır...

Zekâ kavramı son yıllarda farklı yönlerden ele alınmaya başlanmıştır. İlk olarak sabit ve tek bir zekâ olduğu kuramı ortaya atılmış ancak son yıllarda geliştirilebilen ve farklı becerilerden oluşan çoklu zekâ teorisi kabul görmeye başlamıştır. Son araştırmalar zekânın kalıtımsal yönü kadar çevreden etkilenen yönü üzerinde de durmaya başlamışlardır. Yani bebeklikten hatta hamilelik döneminden itibaren zenginleştirilmiş ortamların zekâ gelişimine önemli etkisi olduğu belirtilmektedir.

İster kibrit kutusundan kamyon yapın, ister kâğıttan uçak, herkesin içinde bir şeyler yaratmaya dair bir güdü mutlaka vardır. Bazılarımız bu yaratma isteğinin üzerine gideriz ve hangi alanlarda neyi daha iyi yarattığımızı öğreniriz. Bazen ise, "yaratmak", zorda kaldığımız durumlarda çözüm üretmek anlamına bile gelebilir. Peki ya "yaratıcılık" bir özellik midir? Öğrenilir mi? Eğer öğrenilirse çocuklarımız nasıl yaratıcı yetişkinler olurlar?

Belki de yıllar öncesine dayanan öyküler, doğaüstü olaylar, günlük hayatın karmaşasının birleşmesi ile ortaya çıkıveren masallar, birçok nesli büyütmeye devam ediyor. Herkesin çocukken sevdiği, korktuğu, imrendiği masal kahramanları yetişkin olunca da dünyamızda yer alıyor aslında. Tek fark, yumuşak bir ses tonu ve sakin bir ortamda okunan masallarımız artık anılarda, kitaplarda kalıveriyor.

İki ya da daha çok çocuğun olduğu hemen her evde kardeş kavgaları ve kıskançlık krizleri yaşamın bir parçasıdır. Anne-babalar için kurulması en hassas ve sağlanılması en zor dengelerden biridir; kardeşler arası eşitliği sağlamak.

Bir eğitim dönemi daha tamamlanıyor. Herkesi yavaş yavaş saran tatil heyecanı hissediliyor ama önce karneleri bir görelim. Aileler ve çocuklar için zor, yorucu ve yoğun bir dönemin sonu yaklaşırken, karne heyecanı da giderek artıyor.

Anne baba olmanın belki de en zor tarafı, çocuklarının tüm ihtiyaçları ile ilgilenmek zorunda olmaktır. Ebeveynler, çocukları belli bir yaşa gelene kadar, hatta aslında ömürleri boyunca, onların mutlu, sağlıklı ve huzurlu olmalarını sağlamaya çalışırlar. Ancak, mutluluk aslında göreceli bir kavramdır ve her aileye, dolayısıyla her anne, baba ve çocuğa göre değişir.

Bir bebeğe sahip olmak, bu fikrin ortaya çıktığı ilk zamanlardan başlayarak beraberinde birçok duygu, düşünce ve planı da getirir. Aileye yeni bir bireyin katılıyor olması, eşler arası ilişkilerin, aile içi rollerin de değişmesine yol açar.

Anne-babanın çocuklarına duydukları sevginin tarifini yapmak çok kolay olmasa da hem sevgilerini çocuklarına göstermenin hem de ifade etmenin birçok farklı yolu olduğu söylenebilir.

Anne-baba ve çocuk arasındaki duygusal bağ aslında doğumdan önce başlar.

Öğrenme güçlüğü, bireyin temel öğrenme becerilerini olumsuz olarak etkileyen durumları genel olarak tanımlamak için kullanılan bir kavram olarak kabul edilebilir. Bu genel kavramın altında dinleme, konuşma, okuma-yazma, akıl yürütme, planlama ve matematik becerilerinin bir ya da birkaçında yaşanılan sorunlar yer almaktadır.

Annelik hemen her kız çocuğunun evcilik oyunu ile tecrübe etmeye başladığı, aslında öğrenilen becerilerden çok içten gelen duygu ve dürtülerle şekillenen bir süreç olarak kabul edilebilir. Anne olmak istemek, anne olmaya karar vermek ve sonunda anne olmak bu sürecin basamakları.

Okula başlama çağı tüm ebeveynler ve çocuklar için heyecan verici bir dönemdir. Okul hayatı boyunca çocuklar bireysel ve sosyal gelişim süreçlerinin en önemli basamaklarını tamamlarlar. Ancak bu süreç her zaman istenildiği ya da planlanıldığı kadar rahat geçmeyebilir.

İnatçı davranış aslında anne-baba ve çocuk arasındaki bir güç savaşı olarak görülebilir. Savaşın nedeni ise "kimin dediği olacak" çatışmasıdır. Bebeklik döneminde anne-babaya tamamen bağımlı bir birey iken fiziksel ve bilişsel becerilerin gelişmesi ile bağımsızlığa doğru ilk adımlar atıldığında ister istemez sınırlar ve çatışmalar ortaya çıkar.

Çocuk sahibi olmak tüm aileyi etkileyen bir süreçtir. Uzun yıllar boyunca çocuğun gelişiminde öncelikli ve en büyük rolün annede olduğu vurgulanmış olsa da son yıllarda yapılan araştırmalarda babanın önemi ön plana çıkmaya başlamıştır.

Çocuklar hangi yaşta olurlarsa olsunlar, okul ve sosyal etkinlikler ne kadar zamanlarını alırsa alsın, gelişimleri için en zengin deneyimleri anne-babalarıyla birlikte oldukları zamanlarda edinirler.

 Hemen her anne-baba çocuklarını yetiştirirken, kendi çocukluk deneyimleri ile çocuklarınınkini karşılaştırır ve var olan değişimin nedenlerini anlamaya çalışır. Zamane çocukları daha mı akıllıdır, yoksa onlar mı çok şansız bir dönemde dünyaya gelmişlerdir, şimdiki çocukları memnun etmek neden bu kadar zordur...?

Diyalektik Davranış Terapisi sadece kabullenmeye odaklı ya da sadece değişime odaklı terapi yaklaşımlarının bazı psikolojik rahatsızlıkları veya zorlukları tedavi etmekteki yetersizliğinden yola çıkarak 1980 yıllarında Marsha Linehan tarafından oluşturulmuş, hem kabullenmeye hem de değişime eşzamanlı olarak odaklanan ve tedavide hem kabullenme hem de değişim stratejilerini simültane olarak kullanan bir terapi yöntemi.