Malatya'da olanlar olmayanlara...

Yazılı ve görsel basın başka insanların hayatları ile ilgili, acınası, zavallı, talihsiz olaylar sunduğunda biz de satın alıyoruz.

Bizim başımıza gelmediği sürece, olup bitenin olup bitmesinde bir sakınca yok..

Gamze Özçelik'in başına gelenlerin ciddi bir toplumsal sığlaşmaya da işaret ettiği pek de tartışılmadı aslında. Görüntüleri "cebine" ya da elektronik postasına ulaşan kaç kişi bakmadan sildi acaba? Kaç kişi "aman ben de izlesem ne olur "dedi? Toplumsallığın, bireylerin bir arada olmalarından daha büyük bir bütünü oluşturduğunu unuttuk galiba. "Ben" kavramının sınırlarının başkası kavramının sınırlarıyla çok yakın olduğu, tüm bu sınırların da toplumsal sınırları oluşturduğu da unuttuk yine...

Malatya'da "olup bitenleri" yeni bir olayı gazete veya ekranlardan öğrenene kadar 3 maymun olmaya geri dönüyoruz. Unutmak böylesi bulaşıcı bir şey. İstanbul'a tedavi olmaya gelen çocukları da unutacağız kuvvetle muhtemel...

Bu noktada bence düşünülmesi gereken esas nokta, sistem bu kadar acizken sistemle ilgili düzeltmeler hatta yenilemeler yapmak yerine, bakanlar, hükümetler, yurt müdürleri, yurt öğretmenleri gibi bireyler üzerinden - sistemde geçici olduklarını varsaydığımız- çözümler oluşturmaya çalışmak. Politikanın yararsızlığı da bu işte. Yeni hükümet, yeni bakan, yeni insanlar... Ya değişmeyen sadece yer değiştiren çocuklar?

Erkek-kız ayrı tutmak da değil çözüm, bakanı yurt dışı gezisinden döndürmek de. Aranan günah keçisi bakan bulundu, çocuklara sarıldı affettik, dövenleri de hapse attık rahatladık, bayramı karşılayabiliriz artık.

Hansel ve gretelin yola attıkları kırıntıları süpürdük.

Yolları cilaladık...

Kimse bir şey fark etmeyecek, rahat olun...