Çocukluk döneminin belki de en keyifli dönemi, çeşit çeşit oyunların oynandığı, arkadaşlık ilişkilerinin kurulmaya başlandığı, yaşamla ilgili herhangi bir başarma kaygısının olmadığı dönemdir. Ancak bu dönemin süresi günümüzde git gide kısalıyor. Daha ana sınıfı döneminde başlayan okul seçimi, seviye sınavları ve kura telaşesi, üniversiteye giriş sınavına kadar dönem dönem şiddetlenerek sürüyor.

Yakın bir zaman öncesine kadar yer alan "özel okullara ve kolejlere giriş sınavı" ise artık sekizinci sınıfın sonunda yapılarak, ilkokul çağı çocuklarını bir süreliğine stresten arındırmış durumda. Ne var ki, okul müfredatı içinde yer alan sınav sistemi ise bazen çocukları benzer bir koşuşturmacaya zorluyor.

Neyi ölçüyoruz?

Yönetmeliklere bakıldığında sınavların sözlü, yazılı, ödev, proje, okul dışı etkinlikler gibi çok çeşitli şekillerde yapılmasına dair maddelere rastlıyoruz. Ancak yüklü bir müfredatla baş başa kalan öğretmenler de, geleneksel olarak yazılı ve sözlü sınavlarla, çocukların öğrendiklerinden çok öğretilen malzemeyi sınıyorlar. Sosyal bilgisi dersinde alınan 95 notu, çocuğun hayatında pratik olarak ne kadar yer alıyor? Ya da hayat bilgi dersi kitaplarında yer alan "Çevrenizde müze varsa, geziniz, görünüz" formundaki tavsiyeler karşılığını ne kadar buluyor? Belki de 3. sınıftayken işlenen ağır müfredatın yurt dışındaki birçok sistemde ileri sınıfların müfredatına denk düşmesi, üniversite giriş sınavına yapılan uzun dönemli bir yatırım.

Nasıl bir değerlendirme?

Okulun idari ve kurumsal yapısı gereği, okulda verilen eğitim ve öğretim, belli değerlendirmelerden geçilerek ortaya not gibi somut ve nümerik bir değer koymak zorunda. Bu da o derste işlenen konuların, yazılı ve sözlü olarak sınanmasıyla sağlanıyor. Peki, bu arada başka neler sınanıyor, neler sınanmıyor?

Son yıllarda özellikle "çoktan seçmeli" olarak hazırlanan sınavlarda, çocuklar, kendilerine sunulan seçeneklerden birini tercih ederek bilgilerini ortaya koymuş oluyorlar (mı?). Önceki yıllarda uygulanan klasik model yazılı sınavlarda ise çocuklar belki biraz daha yoğun olarak, uygun bilgiyi hafıza içinde bulma, sorudan istenir forma sokma, yazı dilini kullanma, sözel beceriler ve kelime dağarcığını kullanma ve tüm bu işler için belli bir planlama, sıralama, hazırlama işlemlerini düzenleme becerilerini kullanıyorlardı. Çocukların önlerine 4 seçenekli sorular koyarak, onların çabalarını azaltıyor, bazı mekanizmaları yavaşlatıyoruz. Sonra da bu sistemin 3,5 saat süren formuyla üniversiteye soktuğumuz çocukları, birey olmaları, benlik değerlerini geliştirmeleri, yaşamla ilgili doğrularını bulmaları için 4 sene veriyoruz. Biraz haksızlık gibi görünmüyor mu?

Peki ya sözlü sınavlar? Oturduğunuz yerde veya öğretmene yakın bir pozisyonda, o anki heyecan, kaygı, stres veya günlük modun kenara koyulup, yaklaşık 30-40 kişi önünde verilmesi beklenen cevaplar? Belki bu sistem şu anda çok etkili olarak uygulanmıyor. Ancak, buna benzer bir tecrübenin ileriki yıllarda, toplum önünde konuşmaktan çekinen, "düşerim" "unuturum" "yapamam" endişesi taşıyan yetişkinlerin hayatına nasıl bir katkısı olacağını unutmamak lazım.

B Planı (alternatif destek)

Yerleşik eğitim sistemimizi, ağır müfredatımızı ve okullarda süregelen değerlendirme yöntemlerimizin yanına neler ekleyebiliriz?

Ancak üniversiteye girince genel sınav stresinden kurtulan gençlerimiz, belki de ilk defa kendilerini bu dönemde değerlendirmeye başlıyorlar. Hemen hemen aynı özelliklere sahip yaşıtlarıyla bir arada olarak, verilen bilgi, beceri ve öğretilerin kendi beklenti ve değerleriyle örtüşüp örtüşmediğini burada sınıyorlar. Peki ya ilköğretimde? Müze gezisine gittiklerinde, sınıfa misafir konuşmacının geldiği durumlarda, nasıl davrandıklarını, ne hissettiklerini, ne düşündüklerini kendilerine değerlendirtmek varken, biz yetişkinler yine onların yerine karar veriyoruz. Hâlbuki bir çocuğun bireyselleşmeye atacağı ilk adım kendi hakkında yapacağı değerlendirmelerdir.

  • Deneyler, çevre gezileri, alan tanımalar, misafir konuşmacılar, tiyatro, sinema, festival gibi etkinlikler de yerleşik sınav ve değerlendirme sisteminin içine kaynaştırılabilir. Trafik konusunda hem yazılı, hem sözlü olarak değerlendirilen çocuklar bir de bu konuyla ilgili röportaj yapabilirler. Fen dersinde işlenen küf konusunda sadece deney yapmakla kalmayıp, evde küflenen besinleri takip edip, mutfakta olup bitenden haberdar olabilirler. Ya da, tatilden döndüklerinde sadece "Tatilinizi nasıl geçirdiniz?" konulu bir düzyazının yanında, tatile çıkmadan önce, o tatile ait toplayacakları malzemeleri ve anı objeleriyle bir presentasyon yapmaya yüreklendirilebilirler. Yetişkin hayatında, hayata dair yaşanmışlık veya sıkıntılarla ilgili sizden hiç kompozisyon istendiğine rastlamadığımızdan olsa gerek "sınav"lar genelde pratik becerilerimiz üzerinden olmuyor mu?
  • Tüm bu tabloya bakıldığında ise anne babaya düşen rol ve bu role ait fırsatlar öğretmenler kadar kısıtlanmış ve konsantre edilmiş durumda değil. Okulda işlenen konular ve bu konulara dair yapılan değerlendirmeler yanında ebeveynlerin rolü ise, öğrenilen bilgilerin hayata geçirilmesi ve kullanılması yönünde olabilir. Özellikle devlet okullarının sağlamakta zorlandığı ekstra müfredat etkinlikleri için çocuğunuzun eğitim ve öğretim içeriğini bilmek, takip edip, kültürel ve bilişsel ihtiyaçlarını bu çizgi üzerinden karşılamak O2nun potansiyelini ortaya koymasına yardımcı olacaktır.

Akılda tutulması gereken esas nokta ise, okulda kullanılan sınav sistemi ne olursa olsun, bu sistemin temel amacı, çocuğun bireysel potansiyelini ortaya koymasına yardımcı olmak, hayatla bağlantılı bilgi ve beceri kazandırma desteğinde bulunmak, farklılıkları gözetmek, değerlendirme puanlarını çabaya ve başarma sürecine vermektir.

Seçil Akaygün Cüntay

Uzman Psikolojik Danışman