İki yaş ile altı yaş arası ilk çocukluk dönemi ya da okul öncesi dönem olarak adlandırılır. İki yaş için ise "ilk ergenlik dönemi" benzetmesi yapılır. Ergenlik dönemi nasıl çocukluktan yetişkinliğe doğru bir adım ise iki yaş da bebeklikten ilk çocukluğa bir geçiş basamağıdır. Ama ergenlik dönemine benzetilmesinin tek nedeni sadece bir geçiş dönemi olması değildir. Peki nedir bu iki yaş dönemi? Bu soruya cevap vermeden önce genel olarak çocuk yetiştirirken gelişim basamaklarının öneminden biraz söz etmek gerekebilir.

Gelişim Dönemlerini Takip Etmek

Hamileliğin ilk günlerinden itibaren anne-babalar haftalık ve aylık gelişim basamaklarının sıkı takipçisi olurlar. Kaçıncı haftada ne olur, hangi ayda neleri öğrenmiş olması gerekir? Gelişim dönmelerini yakından takip etmek aslında anne-babaları bazı durumlarda rahatlatır (dişlerin 6 ay döneminde çıkması ve bu dönemde çocuğun huzursuz olabileceğini öğrenmek bu dönemdeki bebeğin yaşadığı sıkıntıları daha iyi anlamayı sağlayabilir) bazı durumlarda ise endişelendirebilir (3-4 yaşına geldiği halde çocuk hala konuşmuyorsa artık sadece beklemekten daha başka alternatifler araştırabilirler).

Çocukların becerilerini, gelişmelerini, davranışlarını daha iyi anlamak, anne-baba olarak uygun tutumları belirlemek için her yaşa ait özellikleri bilmek hem çocuğun becerilerinin gelişmesine destek olmalarında hem de anne-babanın davranışlarını şekillendirmesinde yardımcı olabilir.

İlk bir yılda anne- bebek arasındaki güven ilişkisinin kurulması gelişim için en önemli adımdır. Bebek tüm temel ihtiyaçlarının (beslenme, temizlik, uyku, sevgi ve güven) karşılanması için annesine bağımlıdır. Doğal olarak da kendini annenin bir parçası, bir uzantısı olarak algılar. İlk bir yılın sonlarına doğru bebeğin dış dünyaya olan farkındalığı yavaş yavaş artmaya başlar, gelişmeye başlayan hareket kabiliyeti ile emekleyerek de olsa etrafını keşfetmek ister. Yaşamın ki ilk iki yılı bebeklik dönemi olarak adlandırılır. İki yaşından itibaren ise 6 yaşa kadar olan döneme ilk çocukluk dönemi denilir. Yaşamın ilk iki yılında fiziksel ve bilişsel gelişmeler ön plana çıkarken

iki yaştan itibaren dil alanındaki gelişmeler ile sosyal ve duygusal alandaki becerilerin gelişimi daha çok dikkat çekmeye başlar.

İki yaş özellikleri

Sağlıklı gelişimini sürdüren her çocuk doğal olarak çevresini keşfetmeyi ve bağımsızlaşmayı ister, tabi ki bunu yaparken her zaman anne-babanın koşulsuz sevgisini ve güvenini de hissetmeye ihtiyaç duyar. İlk bir yıldan sonra bebek için dış dünya daha ilgi çekici bir yer haline gelir. Özellikle yürümeye başladıktan ve ilk kelimeler ile isteklerini anlatmaya başladıktan sonra anne-babanın güvenli kollarından ayrılıp yeni keşifler yapmak cazip hale gelir.

İki yaş bebeklik döneminin sonu olarak kabul edilir. Çünkü gelişen fiziksel, bilişsel ve dil becerileri ile çocuk artık bebeklik döneminde olduğu gibi anne-babaya tamamen bağımlı değildir. İki yaş bağımsızlaşma ve bireyselleşme sürecinin başlangıcıdır.

Konuşma becerisi gelişmeye başlasa da hala kendi isteklerini ve duygularını tam olarak ifade etmek için zamana ihtiyaçları vardır. Genelde kısa cümleler ile isteklerini ifade edebilen iki yaş çocuğu ebeveynler tarafından yapılan uzun açıklamaları takip edemez (hem dikkati kısa sürelidir, hem de iletişim becerisi henüz buna uygun değildir).

Sosyal ilişkilerde oyuncaklarını paylaşmaktan hoşlanmadığı için zaman zaman sorun yaşayabilir. Bu dönemde çocuklar etraflarında başka çocuklar varken tek başlarına oyun oynamaktan hoşlanırlar. Diğer insanlarında ihtiyaçları, duyguları olduğunun farkında değildirler. İlgileri kısa sürelidir ve her zaman karşı taraftaki oyuncak onun için daha cazip gelir, sahiplenmeyi sever. Hayatında rutinlerin olmasından hoşlanabilir; sürekli aynı bardaktan su içmek, her yere en sevdiği oyuncağını götürmek, aynı masalı tekrar tekrar dinlemek gibi.

Muhakeme yeteneği yeni yeni gelişmeye başladığı için onu mantık yoluyla ikna etmek çok zor olabilir. Yetişkinlerin isteklerine karşı inatçılık gösterebilir, olaylar karşısında olumsuz-negativist tutum (her öneriye karşı, hatta onun istediği bir şeyi yapsanız bile bu tutumu sürdürebilir) sergileyebilir.

Hayır -Hayır dönemi; Çocuklar niçin inatlaşırlar?

Yeni beceriler geliştikçe çocuk yapabileceğini, başarabileceğini, kontrol edebileceğini keşfeder ki , bu keşif anne-babanın hayatını hiç de kolaylaştırmaz. Artık küçük kaşifi göz önünde tutmak da kontrol etmek de hiç kolay değildir. Küçük çocuk kendi planlarını uygulamaya geçirmek isterken anne-babanın kural ve sınırlamalarıyla karşılaştığında ise bitmek bilmeyen "inatlaşmalar" hayatın bir parçası olur.

Ebeveynleri çocuklarını korumak için belirlediği kurallar ve sınırlar çocuğun merakı ve keşfetme dürtüsü ile çatışırlar. Tabi ki küçük çocukların kuralların altında yatan nedenleri anlaması mümkün değildir, onlar sadece engellendiklerini hissederler ve bunun karşılığında da pes etmek yerine daha büyük bir kararlılıkla savaşırlar, "hayır, benim istediğim olacak".

Çoğu zaman inatlaşmaların sonunda anne-baba çocuğun istediğini yapsa bile küçük çocuğu sakinleştirmek mümkün olmayabilir. Engellenmek büyük bir öfke nöbetini tetikleyebilir. Böyle durumlarda küçük çocuklar duygularını tam olarak kontrol edemedikleri için tepkilerini oldukça şiddetli olarak gösterebilirler.

Küçük çocuklar için duygu ifadesi ve kontrolü farklıdır. Duygular oldukça şiddetli ve kontrolsüz olarak ortaya çıkar. özellikle kızgınlık, kaygı ve hayal kırıklığı gibi duygularla baş etmek yetişkinler için bile zorken iki yaşındaki bir çocuğun bu duygular ile sakin bir şekilde baş etmesini beklemek mümkün değildir. Çocuklar öfke ve inatlaşma anında farklı tepkiler verebilirler; bu duygusunu göstermek - ifade etmek için başını duvarlara vururken kimi nefesini tutabilir. Kriz bir kez başladı mı çocuk kolay kolay bu duyguları kontrol altına alamaz, bu nedenle de sakinleşmesi uzun zaman alabilir.

2-3 yaş dönemi çocuğun kendi iradesini, isteklerini ve davranışlarını kontrol etme becerisine sahip olduğunu keşfettiği dönemdir. Bu bağımsızlık duygusu güç ve korkuyu beraberinde getirir. Aslında inatlaşma ve öfke krizlerinin altında bu çatışma yatar. Hem dış dünyayı keşfetmek ister hem de annesinin güvenli kollarında olmayı. Bu çatışma hem çocuğun hem de ebeveynlerin hayatını oldukça zorlaştırır. Dış dünyayı giderek daha çok fark ettiği ve algılamaya başladığı bu dönemde "merak" çocuğu harekete geçirir. Bir cesaretle harekete geçer ama bu cesaret onun gözünü korkutabilir. Hem annenin elini tutmak istemez, koşarak istediği yöne doğru

uzaklaşır hem de bir anda panik duygusu ile olduğu yerde durup ağlamaya başlar. Özgürlük ilk başlarda korkutucudur. Öfke de korku karşısında verilebilecek ilk tepkilerden biridir. Bu durum çocuğun becerileri (bilişsel, duygusal, fiziksel) ve güven duygusu geliştikçe giderek azalır.

Bu yaşta birçok beceri gelişse de hala öğrenecek çok şey vardır. Bu dönemde çocuklar başarısızlıkları karşısında çabuk umutsuzluğa kapılabilirler. Yeni gelişen becerileri ile denedikleri her yeni şeyde başarılı olmak isterler. Bu yaşta hayal kırıklığı ile baş etmek oldukça zordur. Ama maalesef sık sık bu duyguyla karşı karşıya kalırlar. Yaptıkları kule yıkıldığı zaman, açmak istedikleri bir kapak açılmadığında... hayat oldukça zor ve sıkıcı olabilir. Bu genç yaşlarında hayatın önemli ikinci dersini (ilk ders: her istediğini yapamazsın- bazı kurallar var) öğrenirler; her zaman başarılı olmazsın, başarılı olmak için daha çok çabalamak, denemek gerekebilir. Bu yaş için kabul edilmesi ve öğrenilmesi zor bir derstir. Çünkü 2-3 yaş çocuğu kendini dünyanın merkezinde görür, o her şeyi başarabilecek bir güce sahiptir, o ne isterse olur...

Benmerkezci bir dünyada yaşarlar. Henüz empati becerisine sahip değildirler, başkalarının ihtiyaçları olduğunu kabul etmezler daha doğrusu henüz farkında değildirler. Anne-baba doğal olarak yaşamın ilk yıllarında bebeğin ihtiyaçlarını her şeyin önünde tutarlar, kendi istek ve ihtiyaçlarını geri plana iterler çünkü öncelikli olan bebeğin bakımı ve gelişimidir. Doğal olarak ben-merkezci dünya çocuğun normalidir. Gerçektende o dünyanın merkezindedir. Ancak gelişen beceriler ile çocuk içim işler değişmeye başlar, özellikle 3 yalında sosyal ilişkiler önem kazanır ve çocuk artık diğerlerinin varlığını, ihtiyaçlarını ve duygularını fark eder. Ama bu süreç de biraz sancılı geçer. Çünkü kendi davranışlarının başkaları üzerindeki etkilerini görmek, sonuçlarını test etmek ve yeni davranış kalıplarını öğrenmek zaman alır. Tabi bu arada hayal kırıklıkları, inatlaşalar ve öfke nöbetleri kaçınılmazdır.

Öfke nöbetleri ile baş etmek

Anne-baba ve çocuk için zor olan bu süreç her ailede farklı şekillerde yaşanabilir. Hatta bazen inatlaşmalar, öfke nöbetleri hiç ortaya çıkmaya bilir. Bu dönemde anne-babanın öfke nöbetleri ve inatlaşmalar ile baş etme yöntemleri de birbirinden farklı olabilir. Ama genel olarak bu davranışların gelişimsel bir süreç olduğunu bilmek, altında yatan nedenleri anlamak, bunların çocuğun kişisel olarak (planlı bir eylem

değil) anne-babaya karşı gelmek, asilik yapmak anlamına gelmediğini kabul etmek baş etmeyi ve uygun tepkiler vermeyi kolaylaştırabilir.

Öfke nöbetlerinin beklide en zor yanı anne-babanın de kendi duyguları ile yüzleşmesine neden olmasıdır. Anne-baba olarak sizin öfke karşısındaki tutumunuz ne olduğu, olumsuz durum ve duygularla nasıl baş ettiğiniz, bu duyguları tolere edip edemediğiniz işleri değiştirebilir.

Öfke nöbetlerine öfke ile tepki vermek sorunun çözümünde pek yardımcı olmaz. Özellikle anne-babanın baskı altında, yorgun ve bitkin olduğu durumlarda çocukların öfke nöbetleri ile etkili bir şekilde baş etmeleri zorlaşır.

Öfke nöbetleri ve inatlaşmalar zaman zaman anne-babaların güvenlerini zedeleyebilir. Bu krizler karşısında ne yapacağını bilememek çaresizlik duygusunu da beraberinde getirir. Bu aslında çok insani bir duygudur, mükemmel anne-baba olmaya çalışmak sadece zor olan anne-babalık sürecini daha da zorlaştırır. En doğru olanı yapmaktan daha önemlisi sizin aileniz ve çocuğunuz için en uygun olanı yapabilmenizdir. Güvensizlik ve suçluluk duyguları problemi çözerken size yardımcı olmaz ama yine de duygularını anlamaya çalışmak için sonrasında düşünebilirsiniz

Anne-Babalara Öneriler

Çocuğunuzu ciddiye alın. Küçük çocukların inatçı davranışları ya da öfkeleri bazen yetişkinlere eğlenceli gelebilir. Ama onun için o an yaşanılan duyguların çok yoğun ve önemli olduğunu unutmayın.

İnatlaşmaları ile sizi ne kadar bıktırırsa bıktırsın sevginizi geri çekerek onu cezalandırmayın "Böyle davranırsan artık seni sevmeyeceğim".

İnatçılık bir kişilik özelliği de olabilir, kendinizin nasıl bir model olduğunuza dikkat edin. Eğer siz her zaman benim dediğim olacak diyen bir ebeveynseniz çocuğunuz bu özelliğini sizden almış olabilir.

Esneklik sağlayabileceğiniz durumlarda krizler ortaya çıkmadan alternatifleri değerlendirin. Böylece çocuğunuz sadece inat ettiği için bir hak elde ettiğini düşünmeyecektir.

Küçük yaş döneminde inat ile baş etmenin en etkin yolu genellikle ilgiyi başka yöne çekmektir. Bu anne-babanın yaratıcı çözümler bulması anlamına gelebilir.

Esnek olmak ya da sakin olmak gerekli olduğu kadar sınırlar ve kurallar belirlemek de gereklidir. Çocuklar sürekli özgür olmak isterler ancak bu onlar için her zaman en iyi olan değildir. Tam aksine çocuklar belli kural ve sınırlara ihtiyaç duyarlar, böylece kendilerini güvende hissederler. Kişiliğinin ve güven duygusunun gelişmesi için çocuğun sınırlara ihtiyacı vardır. Her istediğini yapabileceğini düşünmek ileriki yıllarda büyük hayal kırıklığı ve yetersizlik duygusu yaşamasına neden olacaktır.

Çocukların zaman kavramı yetişkinlerinkinden faklıdır. Genelde anne-baba ve çocuk arasındaki çatışmalar anne-babanın acelesinin olduğu durumlarda ortaya çıkar. Zamanın sınırlı olduğu durumlarda çocuğu ikna etmek için uğraşmak çok etkili bir yöntem olmaya bilir. Ama fırsat olduğunda genel olarak çocuğun hızını göz önüne alarak planlama yapmak stresi biraz azaltabilir.

Değişimleri ya da yeni durumları önceden haber verin. Böylece ona uyum sağlaması için zaman tanımış olursunuz.

İnatlaşmaların güç savaşına dönmesine izin vermeyin. Kazanan ve kaybeden durumu yaratmak krizlerin artmasına neden olabilir. Eğer çocuk inatçılığı karşısında anne-babayı pes ettirebildiğini gözlemlerse bu davranışın tekrarlama olasılığı artar. Böylece çocuk sürekli olarak anne-babanın koyduğu sınırları test etmeye, zorlamaya ve yıkmaya çalışmaya başlat. Aksi bir durumda eğer anne-baba genellikle uyguladıkları baskı ile çocuğun isteklerinden vazgeçirirse o zamanda çocuğun bağımsız bir birey olması zorlaşabilir.

Bazı durumlarda müdahale etmek yerine görmezden gelmek daha yararlı olabilir. Genellikle çocuklar olumsuz da olsa anne-babanın ilgisini çekmek isterler, eğer inatlaşma giderek uzuyor ve uzlaşma sağlanamıyorsa ilginizi başka bir yere vermek sizi rahatlatabilir. Ancak çocuğunuzun size ihtiyaç duyduğu anda teselli etmek için yanında olacağınızı bilmesi önemli.

Anne-babalar sakin ve tutarlı davranıp, çatışmaları çözümleyecek şekilde davranabilirse, çocukla güç savaşına girmeden, kendi kızgınlıklarının farkına varıp, duygularını uygun şekilde ifade edebilirlerse inatçı çocukla baş etmeleri

kolaylaşacaktır. Krizler sırasında soğukkanlı davranmak zor olabilir, ama en azından daha sonra üzerinde düşünüp farklı çözüm yolları bulunabilirse çatışmalar azalacaktır. İnatçılık bir kişilik özelliği olsa da altında yatan duyguyu ve ihtiyacı anlamaya çalışmak çocuğunuzla iletişiminizi güçlendirmek için yardımcı olabilir.

Ece AKIN BAKANAY

Uzman Psikolojik Danışman

GÜNCE Psikolojik Danışmanlık ve Grup Çalışmaları Merkezi