Normal bir hüzün mü yaşıyorum yoksa depresyonda mıyım ?

Çoğumuzun hayatının çeşitli dönemlerinde depresif hissettiği olmuştur. İşimizdeki zorluklar, bir yakınımızın kaybı, ayrılıklar hep depresif duygular yaşamamıza neden olabilir. Peki bu duyguların ne zaman yaşantılara verilen normal tepkiler, ne zaman psikolojik rahatsızlık olarak değerlendirileceğini nasıl ayırd ederiz?

Klinik depresyon herkesin yaşadığı üzüntü, hayal kırıklığı ve yas deneyimlerinden, duygunun hem yoğunluğu hem de süresi açısından farklıdır. Klinik depresyon yaşayan bir insanın duygularında, düşüncelerinde, davranışlarında ve kendisiyle ilgili görüşlerinde büyük değişimler olur. Örneğin, basit kararlar vermek, fatura ödemek, derse gitmek ve arayanları geri aramak gibi gündelik işler ağır gelmeye başlar.

Depresyondaki bir insan genelde olumsuz düşüncelere takılır, kötü deneyimlerine odaklanır, kendini başarısız olarak tanımlar, her şeyin umutsuz olduğu izlenimine kapılabilir ve başkalarına yük olduğunu düşünür. Ağır veya uzun süreli depresyon kişinin kendine güvenini zedeleyebilir ve ölüm, intihar düşüncelerine neden olabilir.

Depresyonun belirtilerini şöyle sıralayabiliriz:

Depresif duygular ya da duygusuzluk

Hayattan tat alamama ya da ilgi duymama

Ağlama krizleri, üzüntü ve sinirlilik

Hiç uyuyamama ya da çok fazla uyuma

İştah ve kiloda belirgin değişiklikler

Yorgunluk ve enerji kaybı

Konsantre olmada ve karar vermede zorlanma

Umutsuzluk, değersizlik ve güçsüzlük duyguları

Suçluluk duygusu ve kendini eleştirme

Cinsel isteksizlik

İntihar düşünceleri ya da denemeleri

Depresyon, görülme sıklığı en çok olan bozukluklar arasında sayılır. Ortalama olarak erkek nüfusunun % 2.3'ü, kadınların ise %5'inin depresyondan muzdarip olduğu çalışmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Ayrıca bir kişinin hayatı boyunca depresyon ile yüzleşme olasılığı kadınlarda %10-25, erkeklerde ise % 5 ile 12 arasındadır.

Depresyondaki bir kişinin yaşadığı deneyimle ilgili "neden ben?"sorusunun basit bir yanıtı yoktur. Klinik depresyonun nedeni biyolojik, genetik, psikolojik ve toplumsal faktörlerin toplamıdır. Büyük yaşam değişiklikleri, stresli olaylar, hormonal değişiklikler, alkol ve uyuşturucu kullanımı, depresyonun oluşmasına ya da ağırlaşmasına neden olabilir.

Yani depresyonun nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

Stres ve yaşam değişikliklerine adapte olma güçlükleri

Doğruluğu olmayan negatif düşünceler

Beyin aktivitelerinin azalması

Beyinde yapısal bozukluklar

Genetik ve hormonal faktörler

Depresyondan kurtulmak için en çok önerilen tedavi yöntemi,

Kişisel psikoterapidir.

Olumsuz düşüncelerin geçerliliğini sorgulayıp bunları olumluları ile değiştirmek de psikoterapinin amaçlarındandır.

İlaç tedavisi ve ışık terapisi de depresyon tedavisinde kullanılan yöntemlerdendir.

ÇOCUKLAR da depresyon geçirebilir:

Çocuklarda depresyon görülme oranı %3-5 arasında iken, ergenlerde bu oran % 4-8'e kadar çıkabilmektedir. Bu oranın cinsiyete göre değişim gösterip göstermediğine dair yapılan araştırmalar; problemler karşısında tepkilerini dışa vurmaktansa daha çok içe atmaya, erkeklere kıyasla, daha meyilli olan kız çocuklarının depresif belirtiler gösterme ihtimallerinin erkek çocuklarına nazaran daha yüksek olabileceğini öne sürmektedir.

Ailede depresyon geçiren bireylerin olması, aile içi problemler, anne-baba arasındaki sürekli çatışmalar, kişiler arası ilişkilerdeki problemler, terk edilme korkusu ve kayıp yaşantısı çocuklarda depresyon geçirme olasılığını arttıran nedenlerden sayılabilir. Stres altında bulunan çocuklar, dikkat eksikliği, öğrenme veya davranış bozukluğu olan çocukların da depresyon yaşama riski daha yüksektir.

Çocuklarda görülen depresyon belirtileri yetişkinlerdekine benzer olabildiği gibi, bazen çocukların yaşadığı depresyon kendini farklı şekillerde de belli edebilir. Bebeklik döneminde durgunluk, aşırı ağlama, huzursuzluk, hırçınlık, iştahta azalma, kusma, diare, kilo kaybı ve fiziksel gelişimde gecikme, çocuktaki depresyonun habercisi olabilirken; daha büyük çocuklarda depresyon mutsuzluk, sıkıntı, ilgisizlik, saldırganlık veya baş/karın ağrısı gibi fiziksel şikayetler şeklinde ortaya çıkabilir.

İnsanlar ile vakit geçirmekten hoşlanan bir çocuk artık yalnız kalmak istiyor ve hiçbir şeyle ilgilenmek istemiyorsa; eskiden onu eğlendiren şeyler artık onun için hiç veya çok az eğlenceli bir hal almışsa, bu durum depresyon belirtisi olabilir. Depresyon geçiren bir çocuk sevilmediğini düşünüp kötü bir çocuk olduğu gibi söylemlerde bulunabilir ve olaylardan sık sık kendini suçlar. Kendine güveni düşer, çekingenleşir, ölmek istediği gibi söylemlerde bulunup intihardan bahsedebilir. Depresyon yaşayan ergenler kendilerini daha iyi hissedebilmek için sigara, alkol veya uyuşturucu kullanımında medet umabilirler. Okulda veya evde düzeni bozan çocuklar da depresyon geçiriyor olabilir. Bazen çocuklar öfke, saldırganlık gibi davranış problemleri sergileyerek depresyonlarını maskeliyor olabilirler. Ayrıca depresyon çocuğun okul başarısında düşmelere, konsantrasyon ve dikkat eksikliğine sebep olabilir.

Aşağıda çocuklarda görülen depresyon belirtileri sıralanmıştır:

Sık sık üzüntülü olma hali ve ağlama

Uyku bozuklukları ve yeme alışkanlıklarında değişim

Sevdiği aktivitelere ilgisizlik, zevk almama

Enerji eksikliği

Kendini soyutlama, iletişimsizlik

Öz saygı eksikliği, suçluluk duygusu

Öfke, yıkıcı hareketler, saldırganlık

Konsantrasyonda düşüş, okulda başarısızlık

Baş ağrısı, karın ağrısı gibi bedensel şikayetler

İntihar veya kendine zarar verici davranış düşünceleri

Görüldüğü gibi farklı belirtilerin altında depresyon yatıyor olabilir. Tanı konulmamış ve tedavi görmeyen kişilerde depresyon, kişinin gündelik hayatında aksamalar yarattığı gibi

intihar riskini de arttırmaktadır. Dolayısıyla depresyonun teşhisi ve tedavisi önem taşımaktadır. Bu durumda anne-babaların ve öğretmenlerin çocukların ruhsal durumlarıyla ilgili kendilerini eğitmeleri ve çocukların davranışlarıyla ilgili iyi bir gözlemci olmaları; gerektiğinde profesyonel yardıma başvurmaları önemlidir. Çocuklar ile çalışırken kapsamlı bir tedavi, kişisel terapinin yanında aile ile çalışmayı ve gerektiğinde ilaç kullanımını da içermektedir.

Klinik Psikolog Reyan Kanyas