Her bebek dünyaya gelmeden önce aslında anne-babanın hayalindeki bir imaj olarak varlığa kavuşur. Anne-baba çocuk sahibi olmaya karar verdiklerinde farkında olarak ya da olmayarak kendi gelecekleri ve çocuklarının geleceği ile ilgili hayaller kurmaya başlarlar. Çocuk ile ilgili kurulan hayallerin şekillenmesinde rol oynayan bir çok etken olabilir.

Bazen anne-babanın kendi çocukluk dönemleri ile ilgili deneyim ve algıları, bazen sosyal ve kültürel değişimlerin etkileri anne-babalık rolünü ve çocuk yetiştirme yöntemlerini şekillendirir. Ancak yıllar içinde hiç değişmeyen bir şey varsa o da anne-babaların çocukları ile ilgili beklentileridir. Farklı dönemlerde çocuk yetiştirme ile ilgili farklı yöntemler ve teknikler ortaya çıksa da, çocuğun sosyal ve kültürel normlara göre aile içinde rolü değişse de, anne-babaların çocuklarının geleceği ile ilgili beklentilere sahip olduğu gerçeği değişmez.

Günümüzde ailelerin artık "çocuk merkezli aileler" olarak kabul edildiğini düşünürsek anne-baba tutumlarının ve çocuğun aile içindeki rolünün de bu anlayışa göre değişiklik gösterdiğini söyleyebiliriz. Dünya dönüyor, zaman değişiyor ve hiçbir şey bizlerin çocukluğundaki gibi kalmıyor. Anne-babalar olarak bazen bu değişimlere uyum sağlamak zor olsa da çocuklarımızı yetiştirirken her zaman en iyisini ve en doğrusunu yapmak adına gelişmeleri takip etmeye çalışıyoruz.

Mükemmeliyetçi tutum: anne-babalar için tehlikeli bir tuzak

Her anne-baba çocuğu için en iyisini ister. Günümüzde pek çok aile sosyal, kültürel ve ekonomik etkenlerin de etkisiyle bir ya da iki çocuğa sahip olmayı, tüm kaynaklarını çocuklarına en iyi şekilde aktarmayı hedeflemektedir. Geçmiş yıllarda çocuk sahibi olmak aile ekonomisine katkıda bulunacak, yapılacak işleri ve sorumlulukları paylaşacak bireyler yetiştirmek anlamına gelirken artık çocuk sahibi olmak anne-baba için duygusal bir yatırım haline gelmiştir. Anne-babalar çocuklarına daha iyi bir hayat sunabilmek için koşullarını zorlamakta ve önceliklerini çocuğun ihtiyaçlarına göre belirlemektedirler. Buraya kadar her şey yolunda gibi gözükmektedir. Ancak günümüz anne-babalarının işlerini zorlaştıran, farkında olmadan içine girdikleri bir tuzak hayatı daha da karmaşık hale getirebilmektedir. Çocuğu için her şeyin en iyisini istemek, her durumda en iyisini sağlamak sonu olmayan, anne-babanın mükemmeli elde etmek için uğraştıkları bir süreç haline geldiğinde amaç ile araç birbirine karışmaktadır.

Her anne-babanın çocuğu ile ilgili hayalleri ve beklentileri vardır, olmalıdır da; beklentilerimiz bizi hayata bağlar. Ancak ailenin beklentileri çocuğun ihtiyaçlarının, becerilerinin ve isteklerinin önüne geçtiğinde anne-baba-çocuk için hayat zorlaşabilir.

Çocuğun yetenekleri ve kapasitesi ile anne-babanın beklentileri arasında fark olduğunda, hem anne-babanın hem de çocuğun hayal kırıklığı yaşama ihtimali artmaktadır. Mükemmeliyetçi tutuma sahip olan anne-babalar çocukları için en iyiyi sağlamaya çalışırken aslında farkında olmadan kendileri ve çocuk üzerindeki baskının artmasına neden olurlar.

Çocuklarının başarılı olmasını, popüler olmasını, sosyal etkinliklere katılmasını, sanatla ilgilenmesini, spor yapmasını istenirken bazen çocuğun gerçekte ne istediği, nelere ilgi duyduğu gözden kaçabilir. Anne-baba özünde çocukları için en iyi sağlamak için uğraşıp, didinirken karşılarına çıkan tablo idealden oldukça farklı olabilir. Çünkü çocuklar gelişmek, büyümek için anne-babalarına bağlı olsalar da farklı ilgi, ihtiyaç ve istekleri olan ayrı birer bireydirler. Çocukların kendi kişilikleri olduğu gerçeğini hatırlamak bu nedenle oldukça önemlidir.

Anne-babanın çocuğun gelişimi için fırsatlar sunarken "olması gerekene" değil çocuğun olmak istediği, başaralı olabileceği alanlara yönelmek hayal kırıklığı ve başarısızlık duygusu yaşama ihtimalini azaltacaktır.

Anne-baba tarafından belirlenen yüksek beklentileri karşılayamadığı hisseden çocuk başarısızlık, yetersizlik ve suçluluk duyguları ile karşı karşıya kalmaktadır, bu da sağlıklı kişilik ve güven gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. anne-babanın yüksek beklentilerinin neden olduğu baskı ile baş etmek çocuklar için oldukça yıpratıcı bir deneyim olmaktadır. Çocuğun öz güvenin gelişmesi için anne-baba tarafından koşulsuz olarak sevildiğini ve kabul edildiğini hissetmesi önemlidir. Ancak anne-baba farkında olarak ya da olmayarak çocuğun ulaşamayacağı hedefler belirlediğinde, yaşanılan başarısızlıkların neden olduğu yetersizlik duygusu ve hayal kırıklığı özgüven gelişimi olumsuz olarak etkileyecektir. Anne-babanın çocukları için belirlediği amaç iyi ve doğru da olsa, bu amaca ulaşmak çocuğun kişiliğinin örselenmesini göze almak büyük bir risktir.

Yönlendirmek ve Destek Olmak

Peki anne-babalar beklentiler ile çocuğun ihtiyaçları arasındaki dengeyi nasıl kurabilirler? Anne-baba olmak zor zanaat, hem çocuğunuzun ihtiyaçlarının ve potansiyelinin farkında olacaksınız, hem bunları geliştirmesi için uygun fırsatları sunacaksınız, hem de bunları çocuğunuzu zorlamadan yapacaksınız. Buradaki anahtar kavram çocuğunuzu iyi tanımaktır.

Çocukların becerilerinin gelişmesi için uygun uyaranları sağlamak önemlidir. Bu nedenle günümüzde anne-babalar çocuklarının birçok etkinliğe birden dahil olmasını tercih etmektedir. Ancak çocuğun ilgi alanlarını keşfetmesi için fırsatlar sunmak ile anne-babanın tercihlerine uymak zorunda bırakmak arasında fark bulunmaktadır. çocuklar doğaları gereği yönlendirilmeye, yeni becerilerin öğretilmesine ve gelişmesi için desteklenmesine ihtiyaç duyarlar. Küçük yaşlardan itibaren çocukların uygun seçimler yapması için anne-babanın gözetimine ve sınırlandırmasına gerek vardır. Çocuğa hiçbir sınır koymadan "ne yapmak isterse yapsın" tarzındaki bir yaklaşım genelde karmaşa ile sonuçlanır. Çünkü çocuklar sabırsızdır, sınırlar belli olmadığında yollarını kaybedebilirler. Bu nedenle tabi ki anne-babanın zaman zaman çocuk adına kararlar alması gerekir (özellikle de çocuğun inisiyatifine bırakılamayacak olan konularda: örneğin okula gitmek gibi). Anne-baba için işleri karıştıran nokta ise çocuğun sahip olduğu becerileri desteklemek için fırsatlar sunmak ile anne-babanın çocuğun sahip olmasını istediği/beklediği özellikler için sınırları zorlamak arasındaki sınırın kaybolmasıdır.

Çocukluk dönemi esnek bir dönemdir, esneklik ise öğrenmenin gelişmenin en önemli koşuludur. Yaşamın ilk yıllarında kazanılan alışkanlıkların ve becerilerin kalıcılığı ve etkinliği yetişkinlik yıllarında edinilen tecrübelere göre çok daha fazladır. Bu nedenle doğal olarak anne-babalar bu yılların en verimli şekilde geçmesini isteyeceklerdir.

Anne-babanın geçmiş deneyimleri (çocukluk döneminde yaşadıkları ya da yaşayamadıkları, anne-babaları olan ilişkileri, karşılaştıkları zorluklar ve fırsatlar) kendileri anne-baba oldukları (hatta çocuk sahibi olmaya karar verdikleri) andan itibaren kendi çocuklarına karşı olan tutumları etkilemektedir. Kimi kendi anne-babası gibi ebeveynler olmamak , kimi kendi sahip olamadığı fırsatları çocuğuna sunmak, kimi karşılaştığı zorluklardan çocuğunu korumak adına çocuklarının hayatları ile kararlar alırken etki altında kalırlar. Bazen de geçmiş yaşantılar değil de anne-babanın gelecek ile ilgili kaygıları (yetişkinlikte başarılı bir birey olsun, çok para kazansın, iyi bir aile kursun, büyüyünce doktor, mühendis, bilgisayar programcısı, milli sporcu ... olsun gibi) çocukları hakkındaki planlarını etkiler.

Çocukları için istedikleri bir şeyi aslında gizliden gizliye kendileri için istemektedirler. İşte o zaman tehlikeli sularda yüzmeye başlamış olurlar. Örneğin bir anne-baba kendileri düzenli spor yapmadıkları/yapamadıkları halde çocuklarının düzenli olarak spora gitmesini isteyebilirler. Prensip olarak bunda bir hata yoktur aslında çocuğun sağlıklı gelişmesi için bir spor dalı ile uğraşması önemlidir, ama her çocuk için spordan hoşlanmak zorunda değildir. Ayrıca çocuklar model alarak öğrenirler. Anne-babanın hayatında spor ile ilgili hiçbir etkinlik yokken, çocuğun hafta sonunda sabahları yüzmeye gitmek zorunda kalması çocuk için bir ikilem yaratabilir "anne-baba spor yapmadığına göre o niye yüzmeye gitmek zorundadır ki?". Anne-babaların çocuklarına model olması çocuğun ilgi alanlarını daha verimli ve bilinçli bir şekilde ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca çocuğu bir etkinliğine yönlendirirken çocuğun ilgi alanları ve motivasyonu dikkate alınmalıdır. Sadece anne-baba istiyor diye dahil olacağı bir etkinlikten çocuğun yarar görmesi oldukça zordur.

Çocukları bir etkinlik için ya da bir beceriyi öğrenmek için istekli hale getirmek, sahip oldukları kapasiteyi ortaya çıkarmalarına destek olmak anne-babalığın zor ama aynı zamanda da en heyecan verici yönüdür.

Ergenlik Döneminde Seçimler/Beklentiler

Çocukluk döneminde anne-babanın çocuğun hayatına yönelik kararları vermesi ve uygulaması daha kolay olabilir. Ergenlik döneminin ilk yıllarından itibaren anne-babanın çocuklarının hayatları ile ilgili kararlarda oynadıkları rol daha kritik bir hale gelir. Gelecek ile ilgili endişe ve beklentiler bu yıllarda daha yoğun olarak ortaya çıkar. ortaöğretime geçiş sınavları gelecekteki eğitim ve meslek ile ilgili ilk adım olarak hem ergenin hem de ergen anne-babasının hayatının merkezine yerleşir. İyi bir eğitimin iyi bir gelecek ile doğru orantılı olduğu düşüncesiyle okul ve sınav başarısı ile ilgili beklentiler ön plana çıkar. bu noktada ergenlik dönemindeki bireyin yaşadığı duygusal, fiziksel ve sosyal değişimlerde işin içine girdiğinde hayatın zorlu dönemlerinden biri haline gelir ergenlik yılları. Çünkü bir yandan duygusal özellikler olarak çocukluk döneminin alışkanlıklarını devam ettiren ,diğer yandan yetişkin ve bağımsız bir birey olmak için sabırsızlanan ancak hala sosyal, duygusal ve ekonomik yönden anne-babasına bağımlı olan ergenin yaşadığı ikilemler, diğer yandan gelecek endişesi ile şekillenen anne-baba beklentileri .

Bu dönemde ergenler görünüş ve davranış olarak yetişkinliğe adım atmış gibi görünseler de anne-baba desteğine ve rehberliğine hala ihtiyaç duymaktadır. Sadece bu dönemdeki rehberliğin daha hassas dengelere dikkat edilerek sürdürülmesi gerekmektedir. Anne-babanın kendisine baskı yaptığını, zorladığını düşünen bir ergen daha tepkisel davranışlarda bulunacaktır.

Anne-babanın kendi çocuklarını tanımaları kadar ergenlik dönemi hakkında bilgi sahibi olması ve bu dönemin özelliklerini bilmesi aile içindeki çatışmaların önlenmesinde etkili olabilir.

Bu dönemde anne-babaların ergen üzerindeki beklenti ve yönlendirmelerinin artmasında en önemli etkenlerden biri eğitim sisteminin gerekleridir. Orta öğretime geçiş sınavının daha çocukluk ile ergenlik arasında gidip gelen genç bireylerin hayatındaki dramatik etkisi anne-babaların bu sürecin bir parçası olmasını beraberinde getirmektedir. Henüz gelecek ile ilgili kapsamlı kararlar verme yaşına ve olgunluğuna sahip olmayan bireylerin sınav sistemi ile geleceklerine karar vermek zorunda bırakılması anne-baba-çocuk üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Ergen için okul aslında daha çok sosyal bir ortamdır. Ancak sınav sistemi ile birlikte daha iyi ve daha başarılı okulları kazanabilmek için bir rekabet ortamı haline gelen eğitim yaşantısı ergenler için yıpratıcı olabilmektedir. Sınav ile ilgili kaygının ve baskının artmasındaki en önemli etken ise anne-babaların beklentileri olarak belirtilmektedir. Ergen sınav sonucunda anne-babasının beklentilerinin, emeklerinin karşılığını veremeyeceğini düşünerek endişelenmektedir. Yükselen kaygı seviyesi sınav başarısını olumsuz etkilediği gibi anne-baba-ergen iletişimine de yansımaktadır.

Sınav sistemin bir parçası ancak anne-babanın ergen üzerindeki yüksek beklentileri, duygusal baskısı sistemin bir parçası olmamalıdır.

Anne-babanın ergenin hayatındaki en büyük rolü ve desteği ergenin kendi potansiyelini ortaya çıkarması, kendi kişiliğini (değerlerini, ilgi alanlarını) keşfetmesi için ona yol göstermektir. Anne-babanın rehberliğine hayatın en çok bu döneminde ihtiyaç duyulmaktadır.

Öneriler

-Çocukları yetiştirirken her dönemde onlar için ulaşılabilecek hedefler belirlemek önemlidir. Çocuk başarabildiğini gördükçe öğrenmeye, gelişmeye devam eder. Bir şeyleri yapabildiğini görmek kendine güven için en temel adımdır. Sürekli tekrarlanan başarısızlıklar, ulaşılamayan hedefler hayal kırıklığına neden olur.

-Çocuğun kendi istek ve ihtiyaçları olan farklı bir birey olduğunu, tamamlanılması gereken bir proje, görev olmadığı hatırlamak önemli.

-Anne-babalar için en kolay ve beklide en zor olan şey çocuklarını oldukları gibi kabul etmek ve koşulsuz sevmektir. Kimse çocuğunu sınıf birincisi olduğu için sevmez, çocuğunu sever çünkü o sadece onun çocuğudur. Ama bazen hayatın koşuşturması içinde bu basit gerçek unutulur, çocuğun hayatta daha mutlu ve başarılı olması için sunulan imkanlar amacını aşar ve hedefin kendisi olurlar: amaç çocuğun mutlu olması değil belirlenen beklentileri gerçekleştirmesidir.

-Sosyal etkinliklerin en önemli amacı çocuk için keyif alarak yaptığı bir şey olmalıdır. Eğlence yoksa çocuk isteğini kaybedecektir. İlgi alanları, kişisel yetenekleri keşfetmek için fırsatlar sunmak önemlidir. Ama çocuk bir sosyal etkinlikten diğerine koşturur, anne-babanın kendileri için gerçekleştiremediği yaşantıları telafi etme haline geldiyse o zaman durup bir düşünmek gerekir. Evet çocuğun becerilerini keşfetmesi geliştirmesi için zengin uyaranlar sunmak önemlidir. Ama hiçbir sosyal etkinlik anne-baba-çocuk arasındaki kaliteli ilişkinin yerini alamaz.

-Çocuk merkezli aileler haline gelsek de çocukları dinlemek için hala yeterli zaman ve enerjiyi ayırmak da zorlanabiliyoruz. Çocuğa kendini ifade etme fırsatı vermek önemli. Burada önemli olan ifade etme özgürlüğü çocuğu tamamen sınırsız ve kuralsız bırakmak olarak değerlendirmemektir. Çocuklar anne-babanın yönlendirmesine ihtiyaç duyarlar.

-Çocuğunuz için kurduğunuz hayalleri ve beklentileri objektif olarak değerlendirmeye çalışın, sizin için ne anlam ifade ediyorlar, niçin bu kadar önemliler, çocuğunuzun kişilik özellikleri, ilgi alanları, potansiyeli bu beklenti ve hayallerinizle örtüşüyor mu?

-Çocuğunuz için hayattaki en büyük destek ve güç sizin tarafınızdan koşulsuz olarak sevildiği ve kabul edildiği gerçeğidir. Sosyal, kültürel, kişisel zorunlulukların bu gerçeğin önüne geçmesine fırsat vermeyin.

Ece AKIN BAKANAY

Uzman Psikolojik Danışman

GÜNCE Psikolojik Danışmanlık ve Grup Çalışmaları Merkezi